“Yaşamla ölüm arasında bir kütüphane var”.
Bu kütüphanedeki raflar sonsuza kadar gider.Her kitap yaşamış olabileceğin başka bir hayatı yaşama şansı sunar sana. Farklı seçimler yapmış olsan, şuan nasıl bir hayatın olacağını görürsün..Pişmanlıklarını telafi etme şansın olsaydı, bazı konularda farklı davranır mıydın?
Genç bir martı olan Jonathan Livingston, var olan düzene, kendisinden beklenen sınırlı ve tekdüze hayata karşı sessiz ama kararlı bir başkaldırıda bulunuyor.Sürüsünün benimsediği sıradan hayat ile yetinmeyip, gökyüzünü kendi sınırlarının ötesinde keşfetmeyi seçiyor. Toplumun dayattığı kalıpları reddederek kendi imkansızı peşinde koşuyor.Bu eser, bizlere dayatılan, herkesin “doğru” kabul ettiği bir yaşam biçimi yerine, kendi yolumuzu seçmenin ve kendi benliğimizi bulmanın önemini derinden hissettiriyor. Jonathan’un hikâyesi, hayallerinin peşinden gitmeyi, anlamı dışarıda değil, uçmanın kendisinde bulmayı aşılıyor bizlere. Farklı bir bakış açısıyla yaşamın özüne inmeyi, sıradanlığın zincirlerini kırmayı ve özgürlüğün en saf haline kanat çırpmayı derinden hissettiren bir çağrıda bulunuyor.
“Gözünle gördüklerine sakın inanma.Görünenlerin hepsi sınırlıdır.Anlayarak bakmaya, bildiklerinin ötesine geçmeye çalış.O zaman uçmanın anlamını da daha iyi öğreneceksin.”