Bundan elli yıl önce anamın yaşamına ayak uydursaydım eskiden şu güzelim İbrail'i kuşatan hendeğin ötesinde güneş nasıl doğup batıyor hiçbir zaman öğrenemezdim.(Sf. 9)
Her insanın doğduğu bir yer vardır, kendi yurdu bellediği. Hepimiz bir hayat yaşarız ama böyle ama şöyle. Peki kaç insan doğduğu kentin, kendi ailesinin, toplumunun düşüncelerinin ve yaşantısının gölgesinden çıkıp gerçekten ve özgürce yaşayabilir?
Yaşa Stavro! Zor, kötülüklerle, acılarla dolu bir hayat... Ama nasıl tanıyabilirsin yaşamı gölgelerde kalarak, oturup yaşadığın küçük kişisel hapishanende hiçbir şey tecrübe etmeden nasıl öğrenebilirsin sevgiyi, aşkı, dostluğu, insan olmayı. Beckett'ın dediği üzere; 'Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil.' Stavro büyük acılar tecrübe etti, kitabın yazarı Istraiti gibi. Sevdi, nefret etti, kullanıldı, üzüldü, sevdiği insanları kaybetti. Ama bu tökezlemelerin içinde dostlar edindi, yaşamın ne demek olduğunu, insanın çıkarları için neler yapabileceğini, dünyada yüreği iyilikle de, kötülükle de dolu insanların olduğunu keşfetti.
Aslında Stavro'nun öyküsü yitik bir coğrafyanın- Balkanların ve Osmanlı coğrafyasının öyküsüdür. Bu alabildiğine geniş, farklılıklarla bezeli coğrafyanın her bir yanında başka tiranlıklar, sömürü düzenleri ve zorbalıklar mevcuttur. Bunların arasında masum, içine düştüğü durumları anlayamayan, yurdundan koparılmış bir çocuğun oradan oraya sürüklenişinin hikayesi Kira Kiralina romanı
Yazının tamamı için :
alicanavsarr.blogspot.com/2021/02/kira-ki...
Kira KiralinaPanait Istrati · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20201,539 okunma
Babasız büyüyen bir çocuğun hikayesi karşılıyor bizi bu kitapta. Auster kalemi oldukça hafif bir yazar derin düşüncelerini, insanın gizlerini bir çırpıda ve kolaylıkla yazıveriyor. Onun kitaplarındaki anlatım dilini, bana ulaşan sesini seviyorum. Kendisini okutabilen bir yazar.
Kitapta her insanın içindeki durduk yere inatlaşma arzusunu, kendi yazgısını eline alabilme çabasını görüyoruz. Yaşamın çoğu kez algılandığı gibi masalsı bir yer olmadığını ve yaşam hikayemizin burukluklardan , yanlışlardan, doğrulardan, güzellik ve kötülüklerden oluşan bir mozaik olduğunu bu romanın dinamik iç yapısında görüyoruz.
Romandaki kör karakterimiz bize Batı felsefesinde Platon'dan beri vurgulanan görmenin 'gözle' ilgili bir hakikat olmadığını hatırlatıyor. Ana karakterimiz Fogg müzeye gidip o büyük beyazlığa- aya -sembolik göze bakarken bir kör adamın iç dünyasına tanıklık ediyoruz. O gözün beyazlığında birbirine paralel ilerlemiş iki farklı baba-oğul hikayesi ve trajedisini görüyoruz.
Ay SarayıPaul Auster · Can Yayınları · 2019805 okunma