Farklı uluslarda yaşamış bir yazarın edebi eserini bitirdiğimde hep aynı soruyu dilimin ucuna getiriyorum. Çevirmen gerçekten duyguların aynısını yansıtabildi mi? Duygu yüklü romanlarda ve şiirlerde bu sorunu hep yaşayacağım biliyorum. Çözümü aslında yok yani bir dili olabildiğince anlamam için aynı geleneklerden de gelmem gerekli sonuçta. Ve onca dil varken hangisini ömrümüzde keşfedecek zamanımız var?
İşte bu bilindik problemli soru ile yine duygu yüklü bir romanın sonuna geldik. Çevirmenimiz Celal Öner'den bir şikayetim yok yanlış anlaşılmasın. Hı bu sırada ben Roman Yayınları'ndan kitabı okudum ama burada seçeneklerde bulunmadığı için maalesef Parodi Yayınları başlığının altında kendime yer edindim.
Ve şimdi daha fazla problem ve soruna değinmeden içeriğe geliyorum.
Kitabı okumaya başlamadan önce şöyle bir duyum almıştım; ' Eğer kitabı bir günde bitirirsen karamsarlığa kapılıyorsun. Hatta kitabı okuduktan sonra intihar edenler bile var.' Cümlelerin doğruluğu hakkında bir şey diyemem. Ama duygu konusunda incinmeye müsait ve ilişki tecrübesi az olan kimseler için sonu çok darbe vuracak olan bir kitap olabilir, bu açıdan karamsarlık fikrine katılıyorum. Ben bir günde bitirmedim ama aması işte...
Kitabın içeriği Werther isimli arkadaşımızın yaşadığı duygusal çaresizliği konu alıyor. Zaten isminden de anlaşılacağı üzere 'Genç Werther'in acıları'. Mektuplardan oluşan eserde zaman zaman mektupları derleyen anlatıcının satırlarına da yer vermiş. Peki kahramanımız acılarına çözüm bulabiliyor mu? Bence bir okuyun ve buna siz karar verin.
İyi günlerde okumanız dileğiyle.