Yılın, şu ana kadar, en sıcak günüydü. Dağların hapsettiği, kemik kavuran sıcak, kenti bir yangın dumanıymışçasına boğuyordu. Elektrikler günlerdir kesikti. Kabil'in her tarafında vantilatörler, insanla alay edercesine , boş boş duruyordu.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
" 'Şu ıslık sesi,' dedi Leyla Tarık'a, 'kahrolası vınlama; en çok ondan nefret ediyorum.'
...Aslında ıslığın kendisi değil, diye düşündü kız daha sonra, başladığı anla çarptığı an arasındaki saniyeler. Muallakta kaldığını hissettiğin o kısa, bitmek bilmez süreç. Bilememek. Beklemek. Hükmü duymak üzere olan bir davalı gibi.
Genellikle akşam yemeğinde oluyordu; Babi'yle ikisi sofradayken. Başlayınca, başlarını kaldırıyorlardı. Çatal havada, lokmalar ağızda, öylece durup ıslık sesini dinliyorlardı... Vınlama. Sonra patlama. Neyse ki başka yerde. Bırakılan soluklar; şimdilik kurtulduklarını ama bir başka yerde, çığlıkların ve kesif duman bulutlarının arasında bir çırpınmanın sürüp gittiğini, çıplak elle, deli gibi toprağı kazan, enkazın altında bir kız kardeşten, bir ağabeyden, bir torundan kalanı çekip çıkarmaya çabalayan birilerinin olduğunu bilmek."