Akılcı olmayan bir kişinin istediği ‘’bağımsızlık’’ realiteden bağımsız olmaktır - Dosteyevski’nin yeraltı adamının sızlandığı gibi: ‘’Bir sebepten ötürü doğanın ve aritmetiğin kanunlarını ve iki kere ikinin dört etmesini sevmiyorsam o zaman bu kanunları neden umursayayım?’’
Bu bağlamda, yaygın olan bir fenomeni, henüz otuzlu yaşlarında olmalarına rağmen yaşlı olan insanları düşünün. Bunlar esasında o ana kadar ‘’ yeterince düşünmüş oldukları ‘‘hükmüne vararak geçmişteki çabalarının giderek zayıflayan ivmesiyle sürüklenen -ve geçmişteki ateşlerine ve enerjilerine ne olduğunu, niçin belirsiz bir tedirginlik içinde olduklarını ve niçin kendilerini böylesine bir yalnızlık duygusu içinde bulduklarini ve niçin kendilerini tarif edemedikleri bir uçurumun içine atılmış bulduklarini merak eden-ve düşünme isteğini terk ederken aslında yaşama isteklerini terk etmiş oldukları gerçeğini asla fark etmeyen insanlardır.
Dahası sürekli gelişme, insanın psikolojik bir ihtiyacıdır. İnsanın zihin sağlığının bir gereksinimidir. İnsanın zihin sağlığı, insanın realite üzerine, kendi varoluşu üzerine sıkı bir kontrol hissine sahip olmasını gerektirir. Bu, insanın yaşama gücünde olduğuna inanmasıdır. Ve bu, her şeyi bilmeyi veya her şeye gücü yetmeyi değil, kişinin realiteyle Başa çıkma metotlarının(kişinin faaliyette bulunma prensiplerinin) doğru olduğu bilgisini gerektirir. Pasiflik bu durumla uyuşmaz. Kendine saygı bir kez başarıldığında sonrasında otomatik olarak sürdürülen bir değer değildir; yaşamın kendisi de dâhil diğer her insan değeri gibi oda sadece faaliyette bulunularak sürdürülebilir. kendine saygı(yani kişinin yaşama becerisinde olduğuna dair temel kanaati) ancak kişi bir gelişme sürecinde ise sürdürülebilir. Canlı varlıklarda doğa durgunluğa müsaade etmez: bir şey gelişmeyi durdurduğunda dağılma süreci başlar, bu konuda zihinsel durum fiziksel durumdan farksız değildir.