Ömrüm, iç içe geçmiş karanlık koridorlarda yankılanan boğuk bir fısıltıdan farksızdı; her gün biraz daha siliniyor, duvarlara sinmiş eski hatıralar gibi soluklaşıyor, nihayetinde kimsenin hatırlamayacağı bir gölgeye dönüşüyordum; gözlerimin derinliklerinde kaybolan ışık, tıpkı yıllar önce unutulmuş bir mezar taşının üzerindeki silik harfler gibi, varlığımın zamanın içinde usulca eriyip gittiğini fısıldıyordu.