Doğal olarak insanın bu döneminin en önemli sorusu "nasıl algılandığı" olurdu. "Beni beğeniyorlar mı, takdir ediyorlar ama başkalarına nasıl görünüyorum?" Ama belli bir aşamadan sonra insanın bu çırpınmadan kurtulması ve olgunlaşabilmek için, "Nasıl görünüyorum?" sorusunu bırakması gerekiyordu. Bu noktada insan artık yarışta değil jüride olmalydı, altın değil sarraf kimliğine bürünmeliydi, değerlendirilen değil değerlendiren konumuna geçmeliydi. Olgunlaşma bu demekti.
Biraz erken ya da biraz geç ölmenin bir anlamı olmadığına göre, yașamanın amacı neydi? Zaten yok olacak kumdan șatolar yapmak neye yarıyordu? Büyük bir mücadele içinde olan insanlar böyle șeyler düşünmüyor, kendilerini hayattaki başarılarına adıyorlardı. Ama insanın temel duygusu buydu. Yeryüzü korkusu, yaşam ürkekliği, geçici olmanın yarattığı yürek burkulması. Yani boşluk, büyik bir boşluk.