Însanı sadece biyolojik bir varlık olarak göremediğimiz, onun varoluşuna çeșitli yüce anlamlar yüklediğimiz için, göv- deden akan kanın, can denilen șeyi çekip almasını, dolaysryla o kisinin "ölmüs" olmasını bir türlü kavrayamadığımızı dü- sünüyorum. Hayvanlar ölümü anlıyor ama insanlar anlaya- mıyor. Can denen șey, her türlü yaralanmaya, berelenmeye açık baldeki insan bedeninden bir saniyede çıkıp gidiveriyor ve insanlar bunun sonucunda aklını kacıracak kadar sarsı- lıyorlar. "Tanrım, daba bir iki saat önce nasıl da canlıydı, nasıl da kabkahalar atıyordu, şimdi nastl yok olabilir" diye tekrarlayıp duruyorlar. İnsanın algılama gücünü zorlayan bir durum bu. Hayatımıza, varoluşumuza yüklediğimiz hiçbir kavramla bağdaşmıyor. Sahiden her șey saçma mı, hayatın biçbir anlamı vok mu? Bence öyle! Yok, bicbir şey yok. İnsa- nì bivoloiik fonksiyonlarına așırı bir anlam yükleme çabası içindeyiz. Çünkü biçlik zor geliyor,
İnsanlar yaşlanyordu, bunun ayrıcalığı yoktu ama yaşlanan insanların bir kısmı olgunlaşmış olarak, bir kısmı ise olgunlaşmadan ölüyordu. Bunun püf noktası ise bir insanin "Nasıl görünüyorum" sorusundan, "Nasıl görüyorum?" aşamasına geçmesiydi.