İnsandan geriye kalanlar… Tam olarak ne anlama geliyordu bu? Birkaç sert kemik ve yumuşak doku muydu? Giysi ve aksesuarlar mı? Somut, bir tabutun içine sığacak kadar ufak birtakım şeyler mi? Elle tutulamayan şeyler miydi yoksa -gök kubbeye gönderdiğimiz kelimeler, kendimize sakladığımız hayaller, sevgililerimizin yanındayken tekleyen kalp atışlarımız, doldurmaya çalıştığımız ama asla yeterince dile getiremediğimiz o boşluklar -yani her şey olup bittiğinde, koca bir hayattan, bir insandan geriye kalanlar… ve gerçekten çıkarılabilir miydi bunlar topraktan?
Aşk da inanç gibi aslında. Sonucunu bilmediğin, bilemeyeceğin halde koyuvermek kendini. Bu dünyada birçok şey inanç işi aslında. Bir kitap yazmak. Yeni bir şehre yerleşmek. Sonunu bilmediğin maceralara atılmak. Hepsi bir nevi inanç işi. Aşk bu duyguyu perçinliyor. Deli bir esriklik. Kendi sınırlı varlığının ötesinde biriyle bağ kurmanın güzelliği. Ama işte insan kendini aşka -ya da inanca - fazla kaptırırsa, dogmaya dönüyor her şey. Ne aşkı, ne inancı abartmamalı. Hiçbir şeyi putlaştırmamalı.