-Yaşadığın acılar, onca şey sana zaten sabrı öğretmedi mi?
-Onlar sabrı değil katlanmayı öğretti. İkisi farklı şeyler. Sabır mecburiyyetden öğrenilmez. İnsan mecbur olduğu şeylere sabretmez, katlanır. Sabır mecbur olmadığımız şeyleri yaparken öğrenilir.
-Benimki hangisi?
- Seninki sabırdan da büyük. Vefa.
Çünkü sabrın da, katlanmanında bir sonu vardır. Ama Vefa bir ömür sürer.
-Peki Vefadan büyük duygu yokmu?....
O gün babam için mi, yoksa Füsun cenazeye gelmediği için mi, acı
çektiğimi soran okurlara ve müzegezerlere, aşk acısının bir bütün
olduğunu söylemek isterim. Gerçek aşk acısı, varlığımızın en temel
noktasına yerleşir, bizi en zayıf noktamızdan sımsıkı yakalar ve diğer
bütün acılara derinden bağlanarak bütün gövdemize ve hayatımıza hiç
durdurulamayacak bir şekilde yayılır. Eğer umutsuzca âşıksak, baba
kaybından en sıradan talihsizliğe, mesela anahtarımızı kaybetmeye
kadar her şey, diğer bütün acılar, dertler ve huzursuzluklar, her an
yeniden kabarmaya hazır olan bu asıl ıstırabımızın tetikleyicisi olur.
Benim gibi aşk yüzünden bütün hayatı altüst olmuş biri, diğer bütün
dertlerinin çözümünün de aşk acısının sona ermesiyle mümkün
olacağını sandığı için, içindeki yarayı istemeden daha da derinleştirir.