Ali

Ali
Kitapların dünyasında kaybolmayı seven biri. Her sayfada yeni bir bakış açısı, her kitapta yeni bir yolculuk arıyorum. Okumak, öğrenmek ve keşfetmek benim için vazgeçilmez bir tutku.
Üniversite sınavına hazırlanırken kurduğum en büyük hayallerden biri İstanbul’da yaşamak, denize yakın olmak ve o şehrin ruhunu hissedebilmekti. Yıllar geçti, hayat beni o hayalin tam ortasına getirdi. Yedi yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Ama kendime dönüp sorduğumda, “Bu yedi yılın içinde kaç kez denizin kenarına gidip gerçekten durdum, denizin sesini dinledim, martıların gökyüzündeki özgür uçuşunu izledim, hayatın telaşı içinde o sakinliği ve dinginliği hissettim?” diye… Cevap maalesef bir elin parmaklarını bile zor geçiyor. İnsan bazen sahip olduğu şeyleri fark etmeyecek kadar hızlı yaşamaya başlıyor. Var olanı sıradanlaştırıyor, değersizleştiriyor. Ama sahip olmadığı şeylere karşı büyük bir özlem, büyük bir hasret duyuyor. Oysa belki de bu, insanın dünyadaki en büyük sınavlarından biri: Elindekini görmemek ve olmayanın peşinde koşmak. Aslında burada gizli bir ders var. İnsan, elinde olanın kıymetini bildiğinde güzelleşiyor. Sahip olduklarının farkına vardığında hayat da onun için güzelleşiyor. Çünkü bugün elimizde olan pek çok şey, bir zamanlar sadece hayaldi. Belki de asıl mesele, hayallere ulaşmak değil; hayallerin içinde yaşarken onların değerini kaybetmemek. Çünkü insan bazen tam da hayalini yaşarken, o hayalin kıymetini unutabiliyor. Ve ben de buna dahilim.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İnanç, sürgün yollarında bile insanı ayakta tutar.
Sayfa 76 - iş bankası·Kitabı okuyor
Bir halkın en büyük hazinesi bazen altın değildir; hatıralarıdır.
iş bankası·Kitabı okuyor
Sevgili Lilyum… Artık eskisi gibi yazamıyorum sana. Ne kalemim taşıyor yükünü bu sitemlerin, ne de kâğıtlar kabul ediyor içimdeki yangını. Sanki harfler bile senden vazgeçmiş gibi; her biri yarım kalıyor, her biri eksik. Ellerim titriyor, kelimeler boğazıma düğümleniyor. Seninle konuşamadığımda, sana ulaşamadığımda her an, bir karanlık kuyunun içine düşüyorum. O kuyu dipsiz, çıkışı olmayan bir yer. Özlemlerimden kurtulmaya çalışıyorum ama mümkün değil… Çırpındıkça, nefes almaya çalıştıkça daha da dibe batıyorum. Senin yokluğun en ağır taş gibi bileklerime bağlanıyor. Kaçmaya çalışsam da yolun sonunda yine sana çıkıyor her şey. Unutmaya çabalasam da kalbim inatla seninle çarpıyor. Biliyor musun, bazen düşünüyorum; sen hiç hissettin mi benim sana hissettiğim gibi? Yoksa ben, kendi hayalimde seni büyütüp, seni bir masal kahramanına mı dönüştürdüm? Senin bir tebessümün için ömrümü adadım, ama o tebessüm hiçbir zaman bana ait olmadı. Ne çok bekledim o günleri… Bir gün anlayacaksın, bir gün geri döneceksin diye. Ama sen hep uzakta kaldın, ben ise hep bekleyen oldum. Benim kalbim senin adını ezbere biliyor. Gözlerim, binlerce kalabalığın içinde bile sadece seni arıyor. Ama senin gözlerinde ben yokum. İşte bu en büyük acı: Sevmek var ama sevilmemek… Ellerimde sana dair binlerce cümle var, ama senin dudaklarından bana tek bir kelime bile düşmüyor. Yorgunum… Hem de çok. İçimdeki savaşlardan, hiç kazanamayacağım bir aşk uğruna verdiğim mücadelelerden yorgunum. Yine de bırakamıyorum seni, çünkü sensizliği öğrenemedim henüz. Her gece sana yazmadan uyuyamayan ben, şimdi kelimeleri boğazında tutsak olan bir suskunum. Belki senin için sadece bir hicim, belki adımı bile anımsamıyorsun. Ama bil ki ben, içimde bir ömürlük yara taşıyorum. Senin adınla kanayan, senin yokluğunla
Benim en büyük hatam, mutluluğu hep bir koşula bağlamaktı. ‘Şöyle olursam mutlu olurum’ dedim hep. Oysa hayat, beklemeyecek kadar kısaymış.