Dert de vazifesini bulamamak ve hakkıyla yapamamak değil mi, vazifesi varken ondan uzak düşmek, kendinin en kuytusunda hırsız gibi yaşıyor olmak değil mi dert? Ev alan seviniyor da emniyet buluyor da kendi asli yurdunu bulan ne olmaz peki, artık ona ne dokunur, ölüm haberleri, durmadan kendine çeken o süresiz boşluk artık ne ki? Boş işler yapıp sonunda her şey boş demek 70 yaşında, bu mu anlama, bu mu yaşamış olmak?
Bir tuhaf kalp yumuşaklığı vardı, her ne kadar çabucak kapansa da açılabiliyordu da Baba buna manyetik merkez derdi. " Azizim oğulcuğum saflığı küçümseme derdi hem de hiç. Uyanıklığı da bir şey sanma hem de hiç" Çünkü uyanıkların başına gelenler onların en uyanık, en teyakkuzda, en giyimli zamanlarında başlarına iner onlar uyanıkların bir salisesinin milyarda biri bile etmediğini bilmezler. Saf ise başına gelenlerden mesul değildir, kandırılsa da kanan kendisi değildir, bir dolandırıcı varını yoğunu alsa da o niyetinden dolayı sadaka vermiş olur hem de en kalbinden kopanından. Saflıktan korkma, saflıktan uyanıklığa geçişten kork.
Dışarı dışarıdan görünmüyordu, içeri dışarıdan görünmüyor dışarı içeriden görünmüyordu, sadece içeriyi görebilmeyi becerene içeriden çok az miktarda görünüyordu.
Kendi ile tevhit etmeyen herkes başkasıdır. Kendi ile kavuşamayan, Allah'a diye havaya dua eder, o da hava olur, kendi ile tevhid edemeyen kavuşma nedir bilmeden öbür dünyaya da kavuşamayacak olan olarak nemli bir maytap gibi patlayacak ve yükselecekken geri toprağa düşer, kavuşamaz.