Acı bir hakikat olması ve yarama vurması, bu hakikatin merhem olmasına mani değil. Küçük ve zahiren önemsiz sebeplerin, sevk ettiği düşüncelerle beraber tefekkür edince, bunun tamamen sevk-i ilahi olduğunu fark edememek imkansız. Zamanlaması dahi mevcut bir sürecin uyumlu parçası...
Hep savaşmışım bugüne kadar. Ancak bazı cephelerde silahı kendime doğrultup, kendimi vurmuşum ve bazı parçalarımı koparmak elzem imiş.
Ne bileyim, ben de isterdim bir sevda şiirinin içinde ahenkle dans eden kelimeler gibi süzülmeyi bu hayatın içinde ama sanırım ölene kadar zırhımı bırak(a)mayacağım...
Yaraların dahi birçok katmanları varmış. Hem iyileştiren, hem acıtan, hem bazı yollarda dizlerinin dermanını emen, hem de daha güçlü yürümene sağlayan... bazen önce öldürüp, daha güzel dirilmene sebep olan...
Bazı yaralanmalar dikkatsizlikten, görememektendir belki yara bile değildir de biz elimizle deşip yara ediyoruzdur ancak bazı yaralar ise kaderimizin kaçınılmaz bir parçasıdır yani aksi mümkün değildir, mecbur o yarayı alacaksın, gönlüne katacaksın, bununla yaşamayı da öğreneceksin.
Bizim yaptıklarımızı da yaratan Allah'tır ve hangi olayda, ne kadar irademizin olduğunu bilen ve tayin eden O'dur. İşimize geldiği gibi "kahrında hoş lütfun da" demek kolay. Kahır, kolaysa "hoş", zorlandığımızda ise "vah bu neden oldu, olmasaymış, olmamalıydı" demeye başlar nefis. Bizler kahıra bile burun kıvırabiliyoruz...
Şunu da unutmamalı; bazı "kahırların" içerisinde de nice lütuflar vardır ve istisnasız yaşanılan her şeyde rahmet vardır....