Bir şeye sahip olmamakla, onu kaybetmek hiçbir zaman aynı şey olmamıştı. Yaşanan her an, hayat suyunun içindeki bir damla gibiydi. o damlayı geri almak mümkün değildi. damla bir kez oraya aktıktan sonra suya yayılır, suyla bütünleşir ve suyu değiştirirdi.
Geçmiş ve gelceği birbirinden ayıran tek çizgi, içinde bulunduğumuz andı ve biz çizginin kendisinden çok, onun birbirinden ayırdıklarıyla ilgileniyorduk. Belki de hep o çizginin üzerinde durduğumuz için, o bizden bir parça gibi oluyordu. Oysa geçmiş, uğurladığımız bir misafir gelecek henüz tanımadığımız bir yabancıya benziyordu. İkisi de bizden değildi. Bizden olmayanlar isse bizim dikkatimizi her zaman daha fazla çekmişlerdi.