1000Kitap Logosu
allthebrightstories
TAKİP ET
allthebrightstories
@allthebrightstories
11 kütüphaneci puanı
812 okur puanı
23 Nis 2014 tarihinde katıldı.
727
Kitap
417
İnceleme
545
Alıntı
3
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
196 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Titana Saldırı 1
Okuyacaklarıma Ekle
12
Belkıs sebe
Gözlerime inanamıyorum bu seriye başlamana çok sevindim gerçekten sanırım anime izlemiyorsun (izliyormuşsun diğer anime yorumlarına baktım) ancak serini ilk 3 sezonunu izlemeni tavsiye ederim müzikler ve sahneler olayları fazlaca gerçekçi kılıyor iyi okumalar
1
1
allthebrightstories
seriyi bitirdim ben. müzikler konusunda katılabilirim ama seri için ne yazık ki farklı düşünüyoruz :/
allthebrightstories
Dikenler ve Güller Sarayı'ı inceledi.
537 syf.
·
5 günde
·
2/10 puan
Uzun zamandır okurken sinir krizi geçirdiğim, başımı duvarlara vurmak istediğim, içinde sevecek bir şey bulamadıkça goodreads puanını düşünüp bir mantık bulmaya çalıştığım bir kitap olmamıştı. Sevmediğim çok kitap okudum ama beni bu kadar sinirlendireni görmemiştim. Baştan söyleyeyim, kitabı sevenlere lafım yok. Yalnız bana fan girl modlarında gelmeyin, gelecekseniz de sorularıma cevap vererek yapın bunu, lütfen. Bana kitabı sebepsizce, sebepli ya da başka bir şekilde sevdiğinizi söyleyebilirsiniz. Bu sorun değil. Ama aşağıda yazacaklarımın kitapta olmadığını iddia ederseniz biraz gülerim. Yine de sevinirim. Zira bunlar benim yanlış anlamamsa ve bana doğru halini gösterirseniz benden çok sevineni bulamazsınız. Kitapla ilgili 35 bölüm boyunca sevdiğim bir yer bulamadım. Ne dil ne karakterler ne kurgu ne uyarlama ne herhangi bir şey bana mutluluk verdi. Bir şeyler olmalı, bu kadar sevildiyse eminim bir şeyler vardır diye düşünerek okudum da okudum. İşin aslı arkadaşımla birlikte okumasaydım bitiremeyebilirdim. Çünkü onunla kitap üzerine parodi sohbetleri yapmak, bu kitabın bana en çok mutluluk veren yanı oldu. 36. bölümden itibaren kitap hafiften canlandı, nihayet başı sonu birbirine bağlı birtakım olaylar meydana geldi de yarım bırakmayıp bitirebildim. O kısım da genel hatalardan muzdaripti ama en azından sıkılmadığımı, cinnet geçirmediğimi söyleyebilirim. Önce kurgudan başlayıp sırayla karakterlere sövmeyi düşünüyorum. Hazırsak başlayalım. Kitabın esas fantastik kurgusu güzel olmakla birlikte yazar bunu işleyemediği için gözümde bir değeri kalmadı. Kurguya dair en büyük hata kahraman anlatıcı tercihi olmuş. Bu da insanda acaba kendi kurgusundan çekiniyor mu, sorusunu oluşturmuyor değil. Kitabın en ahmak, en cahil, en sığ ve en boş karakterinin gözünden olayları verirken bu kurguyu işlemek zor olmasa gerek. Ne de olsa pek bilgi vermeniz gerekmiyor. (Tarihi belirsiz bir zamanda, periler ve insanların birlikte yaşadığı bir kıtanın öyküsü üzerine kitap. -Sıcak çikolata, duvar saati, doğum kontrolü, şemsiye var mesela ama at arabası ile yolculuk ediyorlar. Bunlardan ortalama bir zaman tahmin etmek benim için mümkün olmadı. Bu konuda bilgisi olan varsa beni aydınlatması çok güzel olurdu.- Periler ve insanlar bir savaş yapmış, topraklar "duvar" ile ayrılıp insanlar bir köşeye atılmış durumdadır. Periler kendi içlerindeki çekişmeler sebebiyle 7 ayrı Yüce Lord'un yönetimi altında yaşamaktadır. Ne idüğü belirsiz bir "Anlaşma" sebebiyle çok güçlü, ölümsüz periler insanlarla savaşmıyor, kendi hallederinde takılıyordur. İnsanlar hep olduğu gibi fakir, zengin sıradan hayatını yaşamaktadır. Elbette bu durumdan rahatsız olan periler ve insanlar vardır. Bu da serinin başlangıcına açılan kapı olacaktır. Falan filan.) Araya katılan masal uyarlamasına gelecek olursak, bu yorumdan çıkamayız. Tek diyebileceğim bayağı güldüm. Bayağı. Bu kitapta gülecek bir şey bulduysam, tavsiyem ciddiye almanızdır. Çünkü sinir krizi derken şaka yapmıyordum. Gelelim karakterlere... Feyre (Kendisine Fairy demeyi yeğliyorum.) ve ailesi en çok konuşacağım kişiler, eminim tahmin edebiliyorsunuzdur. Ablaları ve babası bencillikte zirveye oynayan, karaktersizlikte emsalsiz, asap bozmakta bir numara insanlardı. En komiği de tüm bu davranışları için Feyre sürekli içinden bahaneler uyduruyor, kendince çıkarımlar yaparak onların bu tavırlarına kulp takıyordu ama nafile. (Kahraman anlatıcı yazmayı beceremeyen yazarın araya kattığı bu detaylar, müneccimleri aratmayan çıkarımlar tabii beni ifrit etmekten öteye gitmedi. Öyle ki ailesine mi de daha gıcık oldum yoksa kızın onlar hakkındaki savunmalarına mı bilmiyorum.) Feyre ise... Bir bela... Nefret sebebi, insanlıktan soğutan bir karakter. Sözde güçlü bir kadın yazmak isteyip de böylesine sığ birini başka kim yazabilirdi merak ediyorum. Her söylediği, her düşündüğünü, her çelişkili tavrıyla kitaptan soğuttu da soğuttu. Öyle ki Feyre olmasaydı seriyi severdim diye düşünmeye başladım. Size birkaç örnek vereyim. Mesela Feyre ona sebepsiz yardım eden biri ve ölmesini isteyen kişi ile karşı karşıya kaldığında, yardım edenden korkup nefret edebilen ve diğerine sempati duyabilen bir ruh hastası. Ah, o bir çelişkiler abidesi. Yaklaşık 40 sayfalık bir tekrar bölümü var kitabın. Size o kısımdan süzdüğüm, alıntı olmayan cümlelerle hislerimi anlatmak istiyorum. Biraz mübalağa olacak ama kusura bakmayın. -Buradan kaçmalıyım, gitmeliyim, kurtulmalıyım! +İstersen gidebilirsin, burada kalmak zorunda değilsin Feyre. -Yemek yiyip öyle kaçayım. Önce güç toplamalıyım. +Kapı şurada Feyre, istersen git. -Beni burada ne kadar tutsak edecekler? +Feyre, istersen GİT! -Bir yolunu bulup gitmek için izin alabilirsem diye bir bıçak çalayım, bir çıkın hazırlayayım da elimin altında dursun. Başka bir tekrar mevzusu... -Karnım çok aç, yemek yiyeyim. +Feyre gel, bir şeyler ye. -Ölürüm daha iyi. +Sen bilirsin. -Çok açım. Yiyip öyle mi ölsem? +Buyur, ye. -Asla, asla yemeyeceğim! +Zıkkım ye Feyre. -En iyisi bir şeyler yiyip güç toplayayım. Başka bir tane... (Bu da kendiyle olan halleri) -O bir ölümsüz, ona asla zarar veremem. -Ne olur ne olmaz yanıma bir silah alayım. -Aslında ona silahlarım zarar veremez. -Şu bıçağı çalayım da elimin altında dursun. -Ölümsüz ya, ona hiçbir bıçak zarar veremez. -Umarım masadan bıçak çaldığımı fark etmez. Şaka yaptığımı sanıyorsanız, kitabı okuyun. Feyre, saçı başı yolunası bir karakter. Okurken tahammül etmekte o kadar zorlandım ki bunu anlatacak kelime yok. Onun saçmalıkları, çelişkileri bitmek nedir bilmez. Birçok örnek verebilirim ama spoiler olmasın diye yazmıyorum. Gelelim başka bir mevzuya... Feyre gibi değil roman ya da didaktik bir eser okumak, çocuk kitabı bile okuyamayan ve okul yüzü görmemiş birinin kelime dağarcığı ve çıkarım noktasında bu denli "abartılı" olması acayip abes olmuş. İnsan sadece okuyarak mı gelişir diye düşünebilirsiniz ama eğer hayatı yalnızca yemek bulmak ve ateş yakmak olan bir insandan bahsediyorsak bu önemli bir detay. Kendince alfabe uydurmasına mı gülsem, freskten natürmorttan bahsetmesine mi yansam bilemedim. Bari kızı okuryazar biri yapsaydın yazar, eline ne geçti? Ay bir de buna dertleniyor, tripler falan atıyor işte cahilim ben hadi dalga geçin, tamam diye. Ama eline ne fırsatlar geçiyor da bir kere demiyor, böyle boş boş duracağıma okuma yazma öğreneyim diye. Niye? Çünkü o güçlü bir karakter. Sağlam bir kişiliği var. Ay, ciddi anlamda yıldım bu yorumu yaparken. Eğlenemiyorum bile. Tamlin ve Ryhsand'dan da kısaca bahsedeyim de Dex'e bir iki kelam edip yorumu bitireyim. Tamlin, yazarın gazabına uğramış masum bir karakter. Kitabın 35 bölümü boyunca adamın yaptığı hiçbir şey yok. Yine de yazar kurbanını gözüne kestirmiş ve ilk üç yüz sayfa boyunca anlattığı adamla çelişen tavırlar son kısımlarda başlıyor. Ben öyle çok da sevmemiştim kendisini ama yine de böyle gözden çıkarılmasını doğru bulmadım. Ryhsand ise... Çok merak ettiğim bir karakterdi. Öyle övülüyor ki yıllardır, mükemmel bir erkek karakter beklemedim değil. Eğlenceli ama çok da cezbedici bulmadığım biriydi. Okurken hiçbir şey hissetmedim aslında. Tek sevincim kitaba girişiyle olay getirmesi oldu. Umarım, tabii ben devam edersem, diğer kitaplarda da bize bol bol aksiyon getirir. Eğer hata edip baştan almış olmasaydım seriye devam etmezdim ama sevgili paramın hatırı için zorlayacağım gittiği yere kadar. Gelelim çeviri ve redaksiyona.... Kitabın içinde "tıpışlamak" ve "tünik" diye iki saçma sapan kelime, benim en taktıklarım. O kadar çok tekrar ediyorlar ki her tünik ve tıpışlamak gördüğümde kan beynime sıçradı. Sağı solu tıpışlamak istedim ama manasını bulamadım. Gözünüzü seveyim, şu organı kullanın. Öyle argo bir çeviri ki okurken inanamadım. Sırf şu çevirilerin korkunçluğu yüzünden dil öğrenmeyi kafaya koydum, yakın gelecekte değil ama bence bunu yapmalıyım. Bu arada kitabın etiket fiyatı gayet normalken kağıt kalitesinin böylesine yerlerde olması da düşündürdü. Abartmıyorum, kitap elinizde matrix kaşığı gibi büklüm büklüm oluyor. İnsan düşünüyor, acaba bir kağıt yok mu? Sözün özü, serinin ilk kitabı benim için bir faciaydı. Zihnim de şu an bu enkazın altında çırpınıyor. Eğer detayları görmezden gelebilir, Feyre'i yok sayabilirseniz alabilirsiniz. Aksi halde tavsiye edip de sizden küfür yemeyi göze alamam. :)
Dikenler ve Güller Sarayı
Okuyacaklarıma Ekle
91
Mrs.Darcy
Merhabalar, kitabın popülaritesi biraz düşsün de öyle okuyayım kafasında birisi olduğumdan daha yeni sipariş verdim ilk ikisini :) ama yorumunuza da bayıldım yalan yok daha çok merak ettim yorumunuzu okuyunca, gelir gelmez başlayacağım. Dex değil de farklı bir yayınevi elden geçirip yayınlasa keşke.. Fantastik kitaplarda güçlü kadın karakter yazmada gerçekten bir sıkıntı var bence, bu yazarlardan kaynaklı. O kadar ikilemli o kadar karmaşık yazıyorlar ki kadınları, sonra kadınlar anlaşılmaz denip geçiliyor. Ben bile bir kadın olarak bu kadın karakterleri anlamıyorum! 😵‍💫☺️ kaleminize sağlık yorum harika 👏
1
1
allthebrightstories
Umarım siz benim aksime severek okursunuz ☺️☺️
1
allthebrightstories
Sevdiğim Tüm Erkeklere'yi inceledi.
360 syf.
·
10 günde
·
2/10 puan
Neden seriye başlamadan kitaplarını tamamladım, dedirten bir kitabın yorumuyla merhabalar. Sevdiğim tüm erkeklere, ilk çıktığından beri çevremde çok sık maruz kaldığım hatta sırf bu yüzden yıllardır okumayı ertelediğim bir kitaptı. Öyle çok seviliyor ki ister istemez harika bir genç kurgu okuma hevesiyle başladım seriye. Elimde kalan, bir avuç yalan... İnanılmaz ergen olan bir Lara Jean, züppe ama sempatik olduğu kadar da ergen ve düşüncesiz olan Peter, bencillikte zirveye oynayan Margot, şımarık velet Kitty, virüs etkisi uyandıran Josh... Benim için seriye hoş geldiniz. Konuyu falan anlatmak istemiyorum. İlk olarak dil rezaletti. Yani yazarın üslubu benim için seriden soğutan ilk detay oldu. Sürekli wattpad yazarları eleştirilir falan ya hani, tüm eleştirileri unutun. Bu kadar mı kötü yazılır ya? Dördüncü sınıf öğrencilerimin daha iyi cümleler kurduğunu kanıtlayabilsem keşke size. Karakterler çok yüzeyseldi. Tamam ergensiniz, tamam kanınız deli akıyor ama karaktersiz olmanızı gerektirmiyor bu. Yazar sanırım gençlere örnek olmak gibi bir hayale tutunmuş ama gözümde bir genç kızın gizli defteri serisi ne kadar faydalıysa bu da ancak o kadar faydalı olabilir. Of, cidden yorum yazmak bile sıkıcı bu kitaba. Sahte bir ilişkinin, nasıl olduğunu bilmediğimiz bir şekilde gerçeğe dönüştüğü iddia edilen basit bir kitap. Seriyi okuyup elden çıkarmayı düşünüyorum ama bu gidişle okumadan da bunu yapabilirim, çok belirsiz. Belki ortaokulda olsaydım seriyi sevebilirdim ama şu an çok, çok zor. Ne yazık ki tavsiye etmiyor, yorum yapmaya bile tahammül edemiyorum.
Sevdiğim Tüm Erkeklere
Okuyacaklarıma Ekle
8
Ayşegül Develi
bende de 3 kitabı var seriyi tamamladım. fakat sırasını bilmiyorum söylerseniz çok sevinirim. :)
1
1
allthebrightstories
1. sevdiğim tüm erkeklere / 2 not: seni seviyorum / 3. şimdi ve sonsuza dek ✌️
1
248 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Güzel, akıcı, keyifli fakat bir o kadar da yarım kalmış bir kitabın yorumuyla herkese merhabalar. Bu kadının tarzını seviyorum, Aşk ve Dondurma'da bunu hissetmiş ve çıkan başka kitabı olursa almaya karar vermiştim. Beni yormayan young adult kitaplarını aşırı seviyorum, ne yapalım? Bu kitap bir hayli kısaydı. Daha başında bana yetmeyeceğini hissetmiştim ama öyle olmaz diye umuyordum. Ne yazık ki oldu. Bir de kitap klişe olmasının yanında özgün de değildi. Belli ki yazarımız She's the man filmini izlemiş, etkilenmiş ve onu daha hoş bir hale getirmeye karar vermiş. Direkt kadın karakterden esinlenmiş yani. Fakat yazdığı karakterin sözde "yaptığı hata" olarak belirtilen şey gerçekten karaktere uymuyordu ve kesinlikle kitabın esas olayı, gizemi bu saçma ergenlik mevzusu olmamalıydı ki zaten barizdi, ama kimse yazarı bu konuda uyarmamış olacak ki kitabın neredeyse tamamında kabak gibi meydanda olan hata, aşırı dramatik bir şekilde gizlendi (ya da gizlendi sanıldı) durdu. Dediğim gibi anlattığı karaktere asla uymayan bir şeydi ve üzerinde bile durulmadı. Sanki kurgunun her şeyi tamam, bir hata lazım, ne yazsam derken filmi izlemiş de bu hale getirmiş gibiydi. Bu kadar yüksek bir puan vermiş olsam da ne yazık ki bunu görmezden gelemedim. Bunun yanında kitap bildiğiniz yarımdı. Bir 241 sayfa daha olmalıydı ve dağı, bağı, çayırı anlattığı kadar karakterler ve olaylar da anlatılmalıydı ama yazarın buna cesaret edemediğini düşünüyorum. İtalya konusuna daha mı hakimdi, ne? Aslında Bennet ailesi ve Lina'yla olan bağlantıları bile zibilyon sayfa yazmasına yeter de artardı ama kadın yazmamış. Yarım derken ciddiyim. Birkaç bölüm eklenmesinden bahsetmiyorum, kitap daha başlarken bitiyor ve bu beni cidden kızdırdı, fark etmişsinizdir ama ne yapayım, söylemeden edemem. (Üçüncü kitabın karakterlerine de baktım, bir umut devamı falan olur diye ama yok, yok, yok. Ki Rowan ile Addie kendi kitabında en azından 5 bölümlük yazılmadığı için yazıklar olsun.) Gelelim güzelliklere... Bu kişisel bir zevk olacak ama arabayla uzun sürecek bir yolculuk planı kadar beni heyecanlandıran çok az şey var. Bir de bu gezinin İRLANDA'YA olması, kalbimi deli gibi attırmaya yetti. Leap Year izlediğimden beri ülke bende takıntı haline geldi. Gerçekten gitmeyi ve gezmeyi hayal ediyorum nasip olursa ve inanın gidersem, bir kitap da benden gelir. Mümkünse görsellerle zenginleştirilmiş halde. Bu yüzden yolculuk hakkında olması bile kitaba gönül vermeme yetti. Bir de içine katılan rehber detayı ve son derece mantıklı ödevler, beni kitaba bağladı. Deli gibi sevmedim ama severek okudum, saklamaya karar verdim. Bu da çoğu kişinin aşık olacağının garantisi olabilir ama son konusunda, benim gibi romantiklerin isyan edeceğine de inanıyorum. Öyle bir şeyler işte. Mutlaka bir göz atın kitaba!
Aşk ve Yonca
7.3/10
· 95 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
15
kitapların ışığı
Aşk ve dondurma ikinci kitabı değil mi
1
1
allthebrightstories
Sis ve Öfke Sarayı'ı inceledi.
649 syf.
·
4 günde
·
1/10 puan
Nereden başlasam, nasıl ilerlesem bilmiyorum ama son elli sayfayı okurken yaşadığım işkenceden sonra içimi dökmek zorundayım. Birinci kitap benim için faciaydı, yorumumu okuduysanız çektiğim acının her satırdan taştığını görebilirsiniz. Ciddi anlamda okurken zorlanmış, sinirlenmiş ve kitap bittiğinde derin bir nefes almıştım. Üç kitabı da en başta almak gibi bir hata yapmamış olsaydım, okumayı asla istemezdim ama elimdeler. Yaptık bir hata, bedelini ödüyoruz. İkinci kitaba başlarken bir parça olsun umudum vardı. Çünkü seri hakkında kiminle konuşsam bana ikinci kitabın en iyi kitap olduğunu, elinden bırakamadığını ve çok sevdiğini söylemişti. Hatta birinci kitabı ben de pek sevmedim ama iki öyle değildi falan yazan yorumlar da görmüştüm ve içimde küçük bir umut ışığı doğmuştu. Böylece sakin sakin okumaya başladım. Beni ilk delirten @dexpub çevirisi oldu. Öncelikle Türkçe ile bu kadar az bağları olması beni sinirlendirdi. Bir insan nasıl olur da "yabalamak", "tünik", "tıpışlamak" gibi kelimeleri bu kadar çok kullanabilir? Kitabın içinde o kadar çok geçiyorlar ki her gördüğümde kan beynime sıçramadı değil. TDK diye bir kurum ve ona ait güncel bir sözlük var. Ara sıra kullanılmasını tavsiye ediyorum. O yetmemiş gibi öyle kaba, argo, itici bir dil ki bazı yerlerde samimiyetle söylüyorum yüzümü buruşturarak okudum. Kabus gibiydi. Kitabı serserinin biri yazmış gibiydi. Orijinal kitap da bu dille mi yazıldı bilmiyorum ama eminim Sarah, "Döşü gıllı ossun!" gibisinden bir yazım tarzı da kullanmıyordur. Demem o ki kitabı sevecekseniz bile çeviriye sinirlenmemek çaba gerektiriyor. Hele de benim gibi redaksiyon konusunda takıntılı biriyseniz. Gelelim kurgumuza... İlk kitap için de söylemiştim, temeldeki ama aşırı temel böyle, çok temeldeki kurgu güzel. Kazan ile kurulmuş bir diyar var. İçinde periler ve insanlar yaşıyor. Yaşanan bir savaş olmuş, topraklar duvar ile ikiye ayrılmış, insanlar ve periler sözde bir barış içinde varlığını sürdürüyor. Bazıları bu durumdan rahatsız, insanları ortadan kaldırmak falan istiyor. İyi, güzel bir fantastik kurgu. Ama yazar bunu nasıl işliyor? 647 sayfalık kitabımız üç bölümden oluşuyor. Ben size olaylardan biraz bahsedeceğim, bakalım siz kurgu ile ilgili ne bulabileceksiniz. Birinci kısım: Kabuslar Evi. (Benim için tüm kitap kabustu ya neyse.) Bu kısımda biricik, zeki Feyreciğimiz peri olmuştur ve bunun şoku, yaşadığı işkence, anılar, kabuslar falan hep psikolojisini bozmuştur. Öyle ki kızımız pek bir zayıflamış, her gece kusmadan uyuyamaz hale gelmiştir. Dağın Altı denilen yerde yaşadıkları elbette böyle bir etki oluşturabilir. Beni irite eden kısım şu çok güçlü perilerin, ama öyle böyle güçlü değiller, elli yıl boyunca tek bir kadının emrinde köle olduğu, her dediklerini yapıp onlarca insanı öldürmesine seyirci kaldığı, hiçbir büyünün ve fiziksel saldırının etki etmediği bir kadını insan olan Feyre ortadan kaldırmış ve efsane olmuştur. O yetmemiş, sonuçlarını tahmin edemiyormuş gibi tüm lordlar kızımıza kanından bir kuple okumuş, kendisi en güçlü ve farklı peri olmuştur. Hım, peki. Yani nasıl anlatsam? Bir yerde sürekli en güçlü, en şöyle, en böyle diye laflar geçip sonucun bu kadar basit ve sıradan bir şekilde Feyre'ye bağlanması beni güldürüyor. Secret Garden izlediyseniz bilirsiniz şu replikleri: En iyisi bu mu? Emin misin? Hım Sarah? O kurgu ile bunu mu yazdın yani? Neyse. Bu detayları görmezden gelelim. Feyre yaşadıkları yüzünden ruhsal ve fiziksel olarak çökmüş haldedir ve birinci kitabımızdaki asil, soylu, saygılı, iyi niyetli, yardımsever ve korumacı Tamlin son kısımlarda başlattığı şerefsizlik akımının kurbanı olmuştur. (Şunu bir söyleyeyim öncelikle. Ne Ryhsand seviyorum ne de Tamlin. Beni rahatsız eden ikisi arasındaki geçişin mantıksızlığı ve saçmalığı.) Tamlin birinci kitapta üstte saydığımız özelliklerde biriyken Dağın Altı'nda gerçek bir pislik olmuştur. Feyre'yi çok seviyordur ama kılını bile kıpırdatamayacak kadar korkaktır. Onunla bir an olsun yalnız kalma fırsatı bulur ve açıkçası ben Ryhsand gibi kaçırmasını beklemiyordum zira saçma olurdu, 1000 yıllık lord bunu düşünemedi, tuhaf tabii ama en azından konuşmasını, onu sakinleştirmesini falan bekliyordum. Ama Tamlin son bir fiziksel birliktelik umuduyla kızın hayatını daha da riske atma derdindeydi. Başlayan bu şerefsizliği rahat yüzü görmesi ile artmış tabii. Feyre kabuslar görür, zayıflar ve her gece klozet - sifon arasında mekik dokurken oğlumuz, şu çok aşık olan, arkasını dönüp horul horul uyuyordur. Feyre'yi evinin kadını, çocuklarının anası yapmaya karar vermiştir. En çok kullandığı repliklerin ucu "Sen hiç o güzel kafanı yorma."ya bağlanmıştır ve onun ağzından yazılmış her iğrenç replik, tam zıttı ile Ryhsand'a da söyletilmektedir. Geçişin ucuzluğunu görüyor musunuz? Anladık Sarah, Sen R ile olmasını istiyorsun, anladık. Mesela şunu düşünün Tamlin der ki (bunlar misal): Feyre pantolon giyme, elbiseler sana çok yakışıyor. Masum gösteriyor. Ama Ryhsand? Feyre ne istersen onu giy, benim sana karışmaya ne hakkım var? Ucuzluğun böylesi Sarah. Birini karaladığın replikle diğerini yüceltmeye böyle diyorum ben, tşk. Neyse. Tamlin delirmiştir, akıl sağlığı yerinde değildir çünkü Feyre'yi bir kez kaybetmek onu çok korkutmuştur. Bu yüzden kızımızı güzel bir kafeste, allayıp pullamak derdindedir ve bir yerde Feyre içinden yalvarır: (En sevdiğim üçüncü kısım orası çünkü ben de aynı replikleri kitap boyu tekrarladım.) Kurtarın beni, lütfen, lütfen, birisi beni kurtarsın, yardım edin, boğuluyorum, lütfen. Ve o kahraman lord... Ve o karanlık lord.... Ve... Ve işte o geliyor! Ryhsand, Feyre'nin yaşadığı zulme dayanamaz ve kızımızı kurtarır. Bir iki kez onunla vakit geçirip Tamlin iyice zıvanadan çıkınca aklı başından giden kızımız sonunda kendine gelir ve Tamlin'i terk ederek Gece Sarayı ahalisine katılır. Bu kısımlarda biraz rahatladığımı söyleyebilirim zira ilk kitap için de söylemiştim, Ryhsand demek kitap için olay falan demek. Oh, bir ki ekşın göreceğiz diye umutlandım. Ama ikinci kısım dediğimiz Rüzgar Evi miydi neydi, o kısımda da pek olayla karşılaşmadık. İlk kitaptan beri geliyor, geliyor denen savaş bir türlü gelemiyor. 1200 sayfa civarı okuduk ve hâlâ bekliyoruz savaşı, adım gibi biliyorum ki üçüncü kitabı okusak yine gelmez o savaş. Neyse. İkinci kısımda Ryhsand bize şeytan görünümü altındaki meleği gösterir, Feyre'nin yemek yemesi ve güçlenmesi için uğraşır, ona gerçekten bir arkadaş gibi davranır falan. Bu adamla ilgili bir beklentim vardı çünkü gerçekten çok seviliyor. Öyle harika biri okumak istiyordum ki okurken sürekli "Eee? Eee? Nerede şu harika adam?" falan oldum. Yani ikisi arasındaki yakınlaşma ve filizlendiği iddia edilen aşk da beni bu kitaba bağlayamadı. Feyre zaten hep aynı. Tamlin'e de böyle aşık olmuştu. Hakkında doğru düzgün bir şey bilmediği halde adama söver, küfreder, hareket çeker, sebep sonuç düşünmez falan. Ryhsand'a ilk kitaptan beri böyleydi. Adam ona yardım ettikçe daha nankör oluyordu hatta. Başta yine pislik, mikrop, abv, senin gibisi olmaz olsun modlarında ergen triplerini sürdürdü. Gittikçe adamı tanımaya başladı, yine hakaret ediyordu ama eğlenmek için. Adama aşık oldu, yine aynı. Her türlü R hakaret duyacakmış. Hahaha, çok komiklerdi, çok tatlılardı, dersem inanmayın tabii. Benim midem hassas. Birbirlerine hareket çeken, laf sokan, hakaret eden, sürekli bel altı şakalar yapan bir ikilinin gerçek aşkla bağlı olduğunu hissetmek? Benim için mümkün değil. (Günümüzde böyle çiftler görürsünüz, kınamak katiyen istemiyorum ama üzüldüğüm kişilerden kendileri. Sevdiğini iddia ettiği insana küfürlü mesaj falan atan, hakaret eden, vuran falan kimseler. Eh R&F de biraz böyle işte.) İkisi birbirini şiddetle istiyor, fiziksel olarak çok uyumlular, kafa yapıları falan uyuyor deseniz kabul ederim ama okuduğum kısımlara aşk demek, beni aşar. Hayaller sarayımda böyle aşk görmek istemiyorum bro. İkisinin yakınlaşma sahneleri için yazar kitabın sonunda onlar aslında peri değildi de panter, jaguar falandı dese inanın şaşırmam. Hoşuma gider. Zira kitabın içinde birçok belgesele taş çıkaracak vahşi, haşin sahneler mevcuttu. Üzüntüm şu ki çoluk çocuk bunları aşk diye okuyor. Çiftten daha fazla bahsetmek istemiyorum, benden bu kadar arkadaşlar. Geçelim yazarın bir türlü rayına oturtamadığı şeylerden birine: Zaman. At arabası, fayton, mum ışığı gibi detaylarla bize kurgunun bildiğimiz zamanlarda değil eski zamanlarda yaşandığı izlenimini veren ünlü yazar Sarah; karakterine tost yaptırıyor, tayt + kazak kombini giydiriyor, doğum kontrolü, şemsiye, duvar saati, konserve, bar, kafe ve daha aklıma gelmeyen birçok detay ile "N'oluyoruz be?" dedirtiyor ve biz bunu mantıklı mı görüyoruz? Biz, ben ve ben, hayır. Ya siz gençler? Yani güler misin, ağlar mısın? Son kısım: Sis Evi. Yine ergen tribiyle ona yardım eden, hayatını kurtaran -defalarca-, onu koruyan, özgürlüğünü veren, güçlerini kullanmayı öğreten, yetkilerle donatan adama ölümden dönmüşken sırtını dönen kızımız bir yerden sonra beynini kullanır ve ne yapıyorum ben, der ve çift mevzusu güzelce çözülür. Ah, bir dakika. Son kısma gelmeden bir şeyden bahsetmek istiyorum. Bu kadının güç algısı beni dehşete sokuyor. Kitapta ne idüğü belirsiz Amren diye bir kadın var. Kadın en güçlü peri olan Ryhsand'dan bile güçlü, gücünün sınırı yok, kimse onunla baş edemez falan. Bir sahne var, Feyre ile bir yerde hapis kalıyorlar ve ölmeleri işten bile değil. Yine çok saçma bir detay ile -yani bariz bir zorlama detayla- kızımız ve Amren kurtuluyor. Sonrasında Amren'in istese tek üfürüğü ile koca bir şehri yıkabileceğini söylüyorlar, onu durdurmak istiyorlar falan. Şimdi abiciğim, madem böyle güçlüsünüz, başınız dertteyken nasıl bu kadar kolay ölüme yaklaşıyorsunuz? Kitapta en güçlü, en akıllı denen kim varsa en çok hata yapan ve saçma sapan ölümlerden dönen de onlar. Yani güç algısı o kadar abes ki nerede nasıl kullanacağını bilemeyip lafta tutuyor. Kitabı tokatlamak istiyorsunuz ama kağıda sevginiz mani oluyor falan. Daha böyle onlarca sahne var. Sağı solu tıpışlatır insana, öyle sahneler. Üçüncü kısım, son çile. Hazır mıyız gençler? Ne akla hizmet kraliçelere güvendiklerini bilmediğimiz, Feyre'nin bile yav yapmasak mı bu salaklığı diye düşündüğü bir olay yaşanıyor kraliçeler ve 1000 yıllık en güçlü adamımız Ryhsand arasında. Bu saçma vakanın sonunda saldırıya uğruyor, bir plan yapıp Hybern sarayına saldırıyorlar. Yeşilçam & Bollywood ortak yapımı şeklinde yazılmış, insana saçını başını yoldurtan saçmalıklar silsilesi de böylece bizi karşılıyor. En güçlüler kılını kıpırdatamazken acımasız katil olan kral eğlence peşinde koşuyor, her kitap ve filmde gördüğümüz aslında şu sahnede çok kolay bir şekilde birinden biri öldürülürdü ve olay hiç uzamazdı dediğimiz onlarca şey yaşanıyor, çok güçlü, deneyimli ve akıllı insanlar bunları düşünemiyor ve kahraman anlatıcı kendince bizden bir olay gizleyip sonunda kendini feda ediyor ve tüm yaşanan SAÇMALIKLAR, daha da saçma bir finalle sona eriyor. Elimize geçen? Bir bakalım hadi... Birinci kitap sonunda elimize geçenler: Bir savaş geliyor. Feyre çok güçlü. Tamlin şerefsiz. Ryhsand bebeğimiz. Devam etmek için lütfen ikinci kitabı temin ediniz. İkinci kitap sonunda elimize geçenler: Bir savaş geliyor. Feyre çok güçlü. Tamlin şerefsiz. Ryhsand bebeğimiz. Devam etmek için lütfen üçüncü kitabı temin ediniz. Neresinden tutsam, elimde kalıyor. Kitabı çok zorlanarak okudum. Sıkıldım, bunaldım, daraldım falan ve hep bundan kötüsü olamaz diye devam ettim. Fakat son elli sayfa? Ey Rabbim, bu gözler neler gördü böyle. Keşke birisine araba ile çarpılsa ve sonra kör gözü açılsaydı. Keşke Altar'ın oğlu Tarkan tek yumruk ile sağı solu tıpışlasaydı. Keşke her şey bir rüyaymış deyip günümüze uçsaydık. Yani o kadar mı kötü olabilir? O kadar mı? Neden ya? Toparlamam gerekirse seriyi aldığım için kendime kızıyor, bu çileli yolculukta bana güç veren arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Tüm dünya sevse ve tavsiye etse ben edemeyeceğim, üzgünüm. Sevene lafım yok, yanlış anlaşılmasın. Sadece bu kitabı, seriyi ve yazarı tavsiye listeme eklemem söz konusu değil. Sevenlerin yorumlarına da bakmanızı tavsiye ediyor, buraya kadar sabredip okuyan herkese kocaman kalpler gönderiyorum.
Sis ve Öfke Sarayı
9.3/10
· 1.126 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
9
Sena
Alakajjajs kitabı çok seviyorum ama yorumunu aşırı keyifli okudum. Dediklerinin çoğu haklı valla ama seriye yine de sevmekten vazgeçemiyorum ya 😂😂
1
2
allthebrightstories
Çok seviniyorum böyle okurları görünce. Elbette seven de olacak sevmeyen de. :))
1
344 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Bu yıl okuduğum 59 kitap içinde çılgınlar gibi severek okuduğum kitap sayısı 8 ve bu kitap daha ilk 150 sayfasında, ilk 3'e girdi dersem sanırım bu birçok kişi için kitabı sepete atmaya vesile olacaktır. Ne kadar zor beğendiğimi bilmeyen yok. Bu durumdan bir yandan memnunum, bir yandan da sevecek kitap bulmakta zorlandığım için muzdarip ama böyle harika kitaplar okuduğumda ilk kısım hep ağır basıyor. Yazarın bizde çevrilen ilk kitabı Bu Bizim Hikâyemiz'i de çılgınlar gibi sevmiş, tanıdığım herkese aldırmak için elimden geleni yapmış, bir sürü kişiye de hediye etmiştim. Sanırım yeni önerim, hediyem ve darlamam Yalancı Orman için olacak. Owen Foster, lise sona giden -aramızdaki 9 yaşa rağmen şak diye düştüğüm hayali, hayatımın erkeği part 37437437478, tamam sakinim- esas karakterimiz. Annesinin okuluna yaptığı beklenmedik ziyaretin ardından hayatı tepetaklak olur ve geriye birçok soru işareti kalır. Yatılı okulunu bırakıp annesiyle birlikte yaşadıkları kasabaya dönmek zorunda kalır ve burada hayatının hiç de bildiği gibi olmadığını, çözmesi gereken bir sürü sorun olduğunu öğrenir. Böylece aile sırlarının peşine düşer ve olaylar, olaylar, olaylar. Açıkçası Ashley'nin kitapları hakkında yorum okumak çok tehlikeli. Kitapla ilgili ne söylense, buna karakter isimleri de dahil, spoiler olur. O yüzden kimin yorumunu okuduğunuza dikkat edin derim ben çünkü birçok okuyucu, yorumla kitap özeti arasındaki farkı bilmiyor. Ben de spoiler vermemek için olabilecek en geniş kapsamda kitabın konusunu vermeye çalıştım size. Sadece şunu söyleyeyim: Genç kurgu, hafif polisiye, tatlış düzeyde aşk ve birtakım sırlar ve entrikalar üzerine akıcı bir kitap okumak ister misiniz? O hâlde neyi bekliyorsunuz? Hemen koşup alın ve harika bir 342 sayfa okuyarak mutlu olun. İçindeki aşk, aile bağları ama en çok da Owen ve arkadaşları arasındaki bağ... O kadar güzeldi ki...
Yalancı Orman
8.7/10
· 151 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
14
Hezarfenix
YORUM GÖRÜNTÜLENEMİYOR.
5
2
5 YANITIN TAMAMINI GÖSTER
allthebrightstories
Umarım benim kadar severek okursunuz. ☺️☺️
1