(...) panik içinde çırpınmaya başladı ve babasının ellerinin etine daha sıkı sarıldığını hissett, bir an sonra nefes alamayacak kadar güçlü bir biçimde ağlamaya başladı. O korkunç anda, kaderinde yazılı olan 'hiçliğin' ne anlama geldiğini anladı. Kız bunun yalnızca değersiz olmak anlamına geldiğini, asla önemli birine dönüşemeyeceğini veya önemli bir şey yapmayacağını düşünmüştü. Fakat öyle değildi.
Bu ölüm anlamına geliyordu.
"Bir gün atalarımız bu acıyı sona erdirmek için müdahale edecekler. Edecekler," dedi.
Kız onun haklı olduğunu biliyordu. Babası ondan büyüktü ve bilgiliydi. Ancak kız geleceği hayal etmeye çalıştığında başarısız oldu. Hayal gücünde biçimsiz, daimi açlıkla geçen günlerin yerini alacak bir şey yoktu. Kız hayata dört elle sarılıyordu çünkü sadece kendisi için bile olsa bir değeri varmış gibi görünüyordu. Ama düşündüğü zaman, nedenine dair hiçbir fikri yoktu.
Eğer bir ailenin bir oğlu, bir kızı ve iki lokma yiyeceği varsa, kim bu lokmalardan birini kızına harcadı ki? Şayet o bilhassa işe yarar bir kızsa ancak o zaman mümkün olabilirdi bu. Kız, ölen o kızlardan daha işe yarar olmadığını biliyordu. Üstelik onlardan daha çirkindi.
Biz sade bir yaşam süren uysal bir halkız ve macerayla işimiz olmaz. Huzursuzluk verici, kişinin rahatını bozan, muzır işlerden başka nedir ki macera dediğin? Akşam yemeğine geç kalmana sebep olurlar! Millet onların nesini cazip bulur hiç anlamam!!
Babam haklıydı.
Kalbine koyduğun şey seni incitir. Ama görüp görebileceğin en muhteşem acı da budur. Seni parlatır, yakar. Seni yere serer, paramparça eder.
Seni farklılaştırır.