Hegel'in köle-efendi diyalektiği bir ölüm kalım savaşını betim-ler. Daha sonra efendiye dönüşen taraf ölümden korkmaz. Öz-gürlük, tanınma ve egemenlik arzusu onu çıplak yaşam derdin-den kurtarır. Gelecekteki köleyi Başka'ya tabi olmaya iten de ölüm korkusudur. Köleliği ölüm tehdidine tercih eder. Çıplak ya-şama sarılır. Bu mücadelenin sonucunu belirleyen bir tarafın fi-ziksel üstünlüğü değildir. Daha çok, "ölme becerisi" belirleyicidir. Ölme özgürlüğü olmayan taraf yaşamını tehlikeye atmaz. "Kendiyle birlikte ölüme kadar gitmek" yerine, "kendi olarak ölümün içinde durarak" kalır. Ölümü göze almaz. Böylece köle olur ve çalışır.
Dünya aslında karanlık bir rüya, bir kâbus, akıl almaz bir boşluk, karadeliğin ta kendisi. Ama sefaletin ağır kokusu dünyanın uyanınca geçecek bir kâbus değil, buz gibi, taş gibi gerçek olduğunu hatırlatıyor.
Eğer bir organizma hayatta kalma modunda sıkışıp kalırsa, tüm enerjisi görünmez düşmanlarla savaşmaya odaklanır beslenme bakım ve sevgi için yer almaz. Biz insanoğlu içinse, zihin görünmeyen saldırılara karşı kendini savundugu sürece, hayal etme, planlama, oynama, öğrenme ve başka insanların ihtiyaçlarına dikkat etme gibi en yakın bağlarımız tehdit altındadır.
Gerçek kapitalizm para biriktirmez, zevk almaz, tüketmez, üretim anlayışı sınır tanımaz bir sarmala benzer; her türlü üretim biçimini uzaman içinde bir üretkenlik biçimine dönüştürür; bütün bunları insani ve toplumsal gereksinimleri göz önünde bulundurmadan yapar.