Hacer

belki eskiden de berbat bir yerdi dünya, belki eskiden de bu kadar bencil, bu kadar acımasız, bu kadar aptal, bu kadar cahildi insanlar ama bu kadar cüretkâr değillerdi. İnanmasalar bile bilgiye kıymet veriyorlardı, vicdanlı olmanın öneminden bahsediyorlardı, merhametli olmak gerekir diyorlardı. Haklı olmanın, adil olmanın, fedakâr olmanın bir anlamı, bir değeri vardı. Oysa şimdi insanlık barbarlık dönemine geri dönmüştü. En kıymetli şey güçtü, güce sahip olmaktı. İster zenginlikle, ister siyasetle, ister dinle, ister futbolla, ister çalarak, ister uyuşturucu satarak, isterse öldürerek elde edilmiş olsun hiç fark etmez, güce sahipsen bütün kapılar sana açılıyordu. Üstelik kimse de bu saltanatı, bu kudreti, bu zenginliği nasıl elde ettin diye sormuyordu. Çünkü gücün pazarlayıcısı cehalet olmuştu, onu kıymetli hale getiren ise ahlaksızlıktı. Cehalet bütün kötülüklerin temeliydi. Ahlaksızlık, hırsızlık, yolsuzluk, zalimlik aklınıza ne gelirse cehaletin üzerinde yükseliyordu. Eskiden cahillik utanılacak bir şeyken, şimdi halkın otantik bir kimliğiymiş gibi sunuluyordu. Bilgili olmak adeta bir suça dönüştürülmüştü, cahillik ise artık milli kimliğimiz olarak alkışlanıyordu. Bu da hayatı öldürüyordu işte. Yaşamanın manasını elimizden alıyordu. Toplumun, ailenin, arkadaşlığın, aşkın, sevginin, hepsinin içini boşaltıyordu. Alıştığımız dünya, alıştığımız ülke, alıştığımız İstanbul, alış tığımız hayat kayıp gidiyordu avuçlarımızın arasından. İşin kötüsü herkes, hepimiz şikâyetçi olmamıza rağmen elimizden hiçbir şey gelmiyordu.
Sayfa 186
Reklam
Paylaşmazsan içinde kocaman bir yumru büyüyor. Her düşündüğünde, her hissettiğinde, her nefes aldığında canını yakıyor...
Sayfa 183
kanun adamının yasayı çiğnemesi sadece suç değil aynı zamanda derin bir ahlaki yozlaşmaydı. Yasayı ve adaleti korumak için verilen yetkiyi kendi çıkarı için kullanmak asla bağışlanamazdı.
Sayfa 160
Ama geçmemişti, geçmeyecekti, hep içimde, derinlerde bir yerde duracaktı. Ne kadar unutmak istersem isteyeyim, ne kadar çabalarsam çabalayayım, fırsatını bulunca yeniden hatırlatacaktı kendini. Hem de durduk yere.
Sayfa 94