Bugün gelişememek, kalkınamamak -ya da gelişme ve kalkınma sinyalleri vermemek ki, bu da aynı anlama gelmektedir- utanılması gereken bir durum, kesinlikle uğranılmış bir talihsizlik gibi görülmektedir.
"Nesnel" bir açıklaması yapılamayan şeyler bu boyutlara, ulaşmakta, böylesine yaygınlaşmakta ve küreselleşmektedir.
Günümüzde gelişme düşüncesi zihinlere evrensel düzeyde yerleşmiş durumdadır.
Oysa bu gelişme sürecinin içinden, bu herkesin benimsediği amacın tersi sayılabilecek, için için gelişen, kendini yavaş yavaş ve varla yok arası denilebilecek bir şekilde belli eden, tuhaf ve çelişkilerle dolu olduğu söylenebilecek bir tepkinin doğduğu görülmektedir. Bu sahip olunan olanakların son raddeye kadar zorlanması bir tür kuşku ve pişmanlık duygusu hatta kaygıya yol açmaktadır. Bizim gerçekleştirdiğimiz muazzam teknolojik gelişmenin ötesine geçildiğinde insanın giderek insanlığını yitirmeye başladığı ya da nasıl bir varlık olduğunu bilemez hale geldiği anlaşılamıyor mu? Bu beklenmedik değişim gelişme sürecinde görülen beklenmedik bir değişmeye yönelik eleştiriden çok farklı bir şey olup, bizzat gelişmenin kendisini inkâr etmek anlamına gelmektedir. Bunun daha çok bizim toplumumuzun üstüne oturduğu tüm değerler sistemine yönelik bilinçsiz ve gizli bir inkâr etme biçimi olduğu söylenebilir.