Alpay

KARNINDAN KONUŞAN KÖTÜLÜK
Ortaya sözcüğün gerçek anlamında bir terörün çıkmasına yol açan gerçek anlamda bir köktencilik varsa o da bütün dünyayı birbirine bağlayan elektromanyetik akım, sinyal ve ağları yönlendirip yerinde duramayan, sürekli yer değiştiren, bütün dünyaya dağılmış ve dağıtılmış artık kendinden kurtulmanın mümkün olmadığı bir teknokratik zihniyet, yani temelden yoksun bir köktenciliktir. Tüm diğer tepkisel şiddet biçimleri, her türlü yobazlık, totalitarizm, dini ve etnik fanatizm biçimleri, terörizme mal edilen bütün bu görünür ve gösteri niteliğine sahip şiddetin world processing denilen şu görünmeyen ancak her tarafı sarıp sarmalayan acımasız küresel süreç kadar öldürücü olmadığı söylenebilir. Aynı şekilde nükleer savaş ya da atom bombası tehdidi her şeyi atomlaştırma, içinde yalnızca vücutlar değil aynı zamanda zihinsel yapıların da ışınlandığı ve uçup, ortadan kaybolduğu her şeyi kapsayabilen sayısal düzenin dağıtılarak muazzam bir bilgisayar programına dönüştürüldüğü bir metafor olarak görülebilir. Bu artık herhangi bir kutba ait olmayan, yerini bir irade ve eylem ürünü bilgisayar programının aldığı özneye ait değişken yapı; bu değişik akımlara maruz kalan organdan yoksun bedenle birlikte onun uzantısı olarak nitelendirilebilecek amaçsız bir arzunun akla gelebilecek en kusursuz ifadesi Musil'in Niteliksiz Adam'ıdır.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
KARNINDAN KONUŞAN KÖTÜLÜK
Biz bütün dengelerin gerçek anlamda neden bozulduklarını ve kökenini bile belirleyemeden bu "denge" yasağını çiğneyip geçtik. Acaba denge yasağı diye bir şey var mıdır? Bunun tamamıyla kaotik bir süreç, kaza eseri ortaya çıkan bir mantığa benzediği söylenemez mi? Ne olursa olsun üreme ve çoğalma sürecinde bir kez tehlike eşiğine ulaşıldığında bireyler, göstergeler, makineler hatta dilin kendisi bile kitlesel bir görünüm kazanarak tersine çevrilmesi olanaksız sınırsız bir çoğalma süreci içine girmektedir. "Tarihsel" proletarya Marx'ın dediği gibi gerçekten de ortadan kaldırılmaya mahkûm edilmiş bir sınıf olabilir ama bu kitlesel çoğalmanın durması kesinlikle söz konusu değildir. Bu kitlesel çoğalma ancak ani bir stok erimesi, bir genel çöküşün sonucu olabilir.
KARNINDAN KONUŞAN KÖTÜLÜK
Belki de bizim asıl derdimiz hiçbir sorumluluk yüklenmeyeceğimiz, özgürlük ve irade gibi tamamıyla yararsız kavramlar üstüne oturan bir dünya oluşturmaktı, örneğin, "Biz düşledik IBM gerçekleştirdi" gibi. Konu kölelik olduğunda bu konuyu tüm kurnazlık ve yaratıcılığını kullanarak en ince ayrıntılarına kadar didik didik edebilecek tek varlık insandır. Belki de bütün bu elektronik, sibernetik devrim insan tarafından hayvani bir kurnazlık örneği sergilenerek artık küresel düzeye ulaşan devasa bir sorumluluktan ve kendinden kaçıp kurtulabilmek amacıyla keşfedilip gerçekleştirilmiştir. Cinsel süreç, ölüm süreci, her türlü özgün ve kendinden kaçılması olanaksız sürecin yaşam ve ölümün teknik ve yapay eşdeğerlisi olarak nitelendirilebilecek nihai çözüm yararına gerilediği görülmektedir. Ne olursa olsun bu ufuk noktasının (vanishing point) ötesine geçildiğinde her şey sahip olduğu olumsuz gücü yitirmekle birlikte yine her şey antik dönem tanrıları konusunda söylendiği gibi gizemli bir güce sahip olmayı sürdürmektedir. Her şeyin olduğu gibi kalması ve yaşantımıza eser miktarda karışmayı sürdürmesi onları genellikle boyun eğdiğimiz görünen dünyadan çok daha tehlikeli süreçler haline getirmektedir. Yasaklar, denetimler, eşitsizlikler ve farklılıkların yavaş yavaş ortadan kaybolmalarının nedeni zihinsel evrende giderek kalıcı bir görünüme sahip olmalarıdır...
KARNINDAN KONUŞAN KÖTÜLÜK
Kapitalin ötesine işte bu yöntemle geçilmiştir -ki, en son ana kadar o tarihi boyun eğdirme ve yabancılaştırma görevini yerine getirmiştir- ancak daha fazla ilerleyemediği için yerini çok daha radikal yeni bir soyutlama sistemine bırakmak zorunda kalmıştır. Bu sayısal, elektronik, sanal bir soyutlama sistemi olup sözünü ettiğimiz maddi evrenden tamamen kaçılmasını sağlamış ve sonunda hem dünya hem de insan tamamen ortadan kaybolmuştur. Her türlü kişisel olarak nitelendirilebilecek boyutla her türlü yaratıcı güç yerini işlemsel bir mekanizmaya bırakmıştır. Bu sistemde insan tüm sorumluluklarından tamamıyla kurtulmaktadır; başka bir deyişle günümüzde iktidardan bile utanır hale geldik, artık hiç kimse gerçekten iktidara geçme görevini yerine getirmek istemiyor.
KARNINDAN KONUŞAN KÖTÜLÜK
Burada üstünde durulması gereken temel süreç hiç kuşkusuz her şeyin çılgınlık derecesine ulaşan bir maddi benliğinden kurtularak soyutlanma arzusudur. İçinde yaşanılan dünyayla giderek kesilen irtibatımız ötekinin ortadan kaybolmasıyla sonuçlanırken, kişinin -içine çok büyük bir korku ve tiksintinin karıştığı bir mutluluk duygusuyla tabii- kendinden başka birinden beslenmesi olanaksız hale gelmekte, tarihsel sürecin tamamı kendinden başkasına gönderme yapmayan bir sarmala benzemektedir.