Alpay

KARNINDAN KONUŞAN KÖTÜLÜK
Egemenlikten kasıt güç ilişkileri ve içsel çelişkiler aracılığıyla karşı çıkılan her şeydir. Burada egemenlik olumsuz bir tanıma sahip olup efendi köleye ne kadar gereksinim duyuyorsa köle de efendiye o kadar gereksinim duyuyor şeklinde ifade edilebilir. Egemenlik artık karşıt bir terime gerek duymamaktadır, yani var olabilmek için karşıtına gerek yoktur. Zaten bu yüzden boyun eğdirme bir tanıma sahipken o bir tanıma sahip değildir. Bir tanıma sahip olmadığı için de özgürlük kavramı onun için bir anlam ifade etmemektedir. Özgürlük kavramı yalnızca boyun eğdirme sistemlerinde bir anlama sahip olabilir. Egemenlik evreninde, boyun eğdirenler ve boyun eğenler evreninde olduğu gibi, "egemen olanlar" ve "egemen olunanlardan" söz edilemez. Zaten egemenliği güçlü kılan şey bu olup, bunun en kusursuz iktidar biçimi olduğu söylenebilir. Ancak bunun politik iktidardan çok her türlü meşruiyet ya da temsil alanının yanı sıra boyun eğme ve iktidarla bağlantısı kopartılmış bir tür hipergüç olduğu söylenebilir. Bu, güce dayalı bir üstünlük biçimidir.
Reklam
KARNAVAL VE YAMYAM YADA KÜRESEL REKABET OYUNU
Bu konuda Boris Groys'un* çift potlaç varsayımına tamamıyla katılıyorum. Bu varsayıma göre Batılı potlaç bir işe yaramazlık, kendi kendini aşağılama, utanma, çürümeden ibaret olup ölüm üstüne oturan potlaçın karşıtıdır. Ancak burada sorgulanan şey meydan okuyan teröristlere gerçekten simgesel bir yanıt verilip verilmediğidir. İsterseniz savaştan ve "kötülüklere" karşı verilen mücadeleden hiç söz etmeyelim, çünkü bunların meydan okuyan bir ölüme simgesel bir karşılık verebilmeleri olanaksızdır. Biz burada bilinçli bir şekilde tüm değerlerini, kişinin gözünde kendini ya da bir kültürü kültür yapan tüm özellikleri bilinçli bir şekilde kurban eden Batıdan söz ediyoruz. Il sacrifizio dellâ dignita fundamentale, dell' pudore, dell' honore... (İnsanı insan yapan temel değerler, utanma, onurun kurban edilmesi). Kendi kendini bir hiç düzeyine indirgeme, düş kırıklığı, kitlesel bir caydırma aracı olarak kendini Ötekine bir fahişe gibi sunmadan söz ediyoruz; Burada sunacak hiçbir şeyi olmayan tarafın sahip olduğu baş döndürücü bir çekicilikten söz ediyoruz, ötekini de (İslamiyetle birlikte dünyanın geri kalanına da) kendisi gibi fahişeleşerek karşılık vermeye, tüm sırlarını ortaya çıkartıp, herkese göstermeye ve kendi kendini yönetip yetme sürecine bir son vermeye itecek bir meydan okumadan, öyleyse ölüme özgü bir meydan okumadan söz ediyoruz. * Bakınız Boris Groys, "Les Corps d'Abou Ghraib", Cahier de l'Herne Baudrillard, no 84, 2004, s. 268.
KARNAVAL VE YAMYAM YADA KÜRESEL REKABET OYUNU
Terörist bir eylem düzenleyen insanlar ortaya hayatlarını koymakta ve buna olabilecek en yüksek değeri biçmektedir. Biz ise Batıda insanlar hangi değerlere önem veriyorlarsa onları bilinçli bir şekilde yok ediyoruz. Bize özgü potlaç liyakata önem verilmeyen, terbiyesizlik, müstehcenlik, alçaklık, iğrençlikten ibaret bir şeydir. Bizim kültürümüz artık bundan ibaret bir şey olup açık artırmaya çıkartılmıştır. Bizim hakikat dediğimiz şey artık bir şeylerin açıklanmasından, kusurlu bulunmasından, indirgenmiş çözümlemesinden ibarettir. Oysa bu baskı altında tutulan, teşhirci, itiraflara dayanan her şeyin olduğu gibi gösterildiği bir hakikat anlayışıdır. Burada kutsallığına son verilmeyen, nesnelleştirilmeyen, "aura"sından yoksun bırakılmayan, herkesin gözü önünde olup bitmeyen hiçbir şey gerçek değildir. Bizdeki bir duyarsızlık potlaçıdır; başka bir deyişle biz değerlere ve kendi kendimize karşı duyarsızlaştık. Eğer ortaya koyacak bir hayata sahip değilsek bu bizim ölmüş olduğumuzu gösterir. Bizim bir meydan okuma biçimine sokarak diğerlerinin bünyesinde de işlediğine tanık olmak istediğimiz şey işte bu duyarsızlık ve iğrençliktir; başka bir deyişle bu onları da en az bizim kadar alçak olmaya, kendi değerlerini yadsımaya, her şeyi olduğu gibi göstermeye, günah çıkartmaya, itiraf etmeye zorlayan bir meydan okumadır. Özetle onları en az bizimki kadar nihilist bir yanıt vermeye zorluyoruz. Onları zorla bu türden davranışlar sergilemeye itiyoruz, örneğin Ebu Garib hapishanesindeki terbiye anlayışı, okullardaki türban bizi yeterince teselli edip kendi iğrençliğimizi unutturamıyor, bu insanların kendiliklerinden müstehcenleşmelerini, her şeylerini ortaya dökmelerini, pornografik bir görünüme bürünmelerini ve küresel simülasyonun bir parçası haline gelmelerini istiyoruz. Sahip
KARNAVAL VE YAMYAM YADA KÜRESEL REKABET OYUNU
Değerlerin denenerek ve belli yöntemlere başvurularak böylesine abartılı boyutlara ulaşacak bir şekilde açıkça yıpratılması ve küçümsenmesi, bu kesinlikle müstehcenleşmiş ve toplu halde kendi dinine küfreden ancak "dinine bağlı" görünen toplumun dünyayı egemenliği altına alabilmesinin sırrı da burada yatmaktadır. Bütün dünyayı büyüleyen şey de budur. İnanılmaz boyutlara ulaşan bu pespaye (politik, televizüel) evreni yadsır ve onunla inceden inceye alay ederken bizi keyiflendiren şey budur. Bu evren artık kültürün sıfır derecesini temsil etmektedir. Burada hiçbir alaycı yönteme başvurmadan, büyük bir hayranlıkla Amerika'nın dünyanın geri kalanına bu kesinlikle simülasyon olarak nitelendirilebilecek bir yöntemle egemen olduğunu; simgesel terimlerle ifade etmek gerekirse aslında kendisinden çok daha üstün bir konumda olan bu ülkeler tarafından bir model olarak kabul edilmesinin onlardan bir intikam alma biçimi anlamına geldiğini söyleyeceğim. Amerika'nın dünyaya meydan okuması, dünyanın geri kalanına dayattığı çok abartılı bir simülasyona, bir maskaralığa benzemektedir. Bu iş çok abartılı bir askeri güç simülakrına kadar götürülebilir. Buna gücün bir karnavala dönüştürülmesi de denilebilir. Böyle bir meydan okumaya karşılık verebilmek olanaksızdır, zira bu güce karşı ortaya koyabileceğimiz bir amaç ya da karşı amaca sahip değiliz.
KARNAVAL VE YAMYAM YADA KÜRESEL REKABET OYUNU
Arnold Schwarzenegger'in California eyalet valiliğine seçilmesiyle birlikte tam bir maskaralık dönemine girdik ve politika bir yıldızlar ve hayranlar oyununa dönüştü. Bu temsil sistemini yok etme yolunda atılmış muazzam bir adımdır. Güncel politikanın bu süreçten kaçabilmesi olanaksızdır. Gösteriden medet umanlar gösteri malzemesine dönüşerek yok olup giderler. Bu politikacılar kadar "yurttaşlar" için de geçerli bir düşüncedir. Bu iletişim araçlarına özgü içkin bir adalet anlayışıdır. İmgelerin sizi iktidara taşımasını mı istiyorsunuz? O zaman imgelerin sizi yok etmelerine boyun eğmek durumunda kalacağınızı bilmeniz gerekir. İmge karnavalı demek, insanın imgeler aracılığıyla kendi kendisini yutup, yok etmesi demektir.
Reklam