Bu konuda Boris Groys'un* çift potlaç varsayımına tamamıyla katılıyorum. Bu varsayıma göre Batılı potlaç bir işe yaramazlık, kendi kendini aşağılama, utanma, çürümeden ibaret olup ölüm üstüne oturan potlaçın karşıtıdır. Ancak burada sorgulanan şey meydan okuyan teröristlere gerçekten simgesel bir yanıt verilip verilmediğidir. İsterseniz savaştan ve "kötülüklere" karşı verilen mücadeleden hiç söz etmeyelim, çünkü bunların meydan okuyan bir ölüme simgesel bir karşılık verebilmeleri olanaksızdır. Biz burada bilinçli bir şekilde tüm değerlerini, kişinin gözünde kendini ya da bir kültürü kültür yapan tüm özellikleri bilinçli bir şekilde kurban eden Batıdan söz ediyoruz. Il sacrifizio dellâ dignita fundamentale, dell' pudore, dell' honore... (İnsanı insan yapan temel değerler, utanma, onurun kurban edilmesi). Kendi kendini bir hiç düzeyine indirgeme, düş kırıklığı, kitlesel bir caydırma aracı olarak kendini Ötekine bir fahişe gibi sunmadan söz ediyoruz; Burada sunacak hiçbir şeyi olmayan tarafın sahip olduğu baş döndürücü bir çekicilikten söz ediyoruz, ötekini de (İslamiyetle birlikte dünyanın geri kalanına da) kendisi gibi fahişeleşerek karşılık vermeye, tüm sırlarını ortaya çıkartıp, herkese göstermeye ve kendi kendini yönetip yetme sürecine bir son vermeye itecek bir meydan okumadan, öyleyse ölüme özgü bir meydan okumadan söz ediyoruz.
* Bakınız Boris Groys, "Les Corps d'Abou Ghraib", Cahier de l'Herne Baudrillard, no 84, 2004, s. 268.