Gözümden pıtır pıtır akan yaşlarla okudum. Çok keyifliydi, bir oturuşta başından bile kalkmadan bitirdim. Sonu çabuk geldi gibi hissettim hatta, keşke daha uzun sürseydi.
Bence Tanpınar, okunması zor bir yazar. O kadar tanıdık duygular, bilindik meseleler içeriyor ki, hazmetmesi zor. Bu kadar iyi tanıyamaz insanları diye aklından bile geçiremiyorsun çünkü aksini sana kesinkes kanıtlıyor. Okurken yavaşlamak, durmak, sindirmek ve öyle ilerlemek gerekiyor. Bazen de geriye dönüşlerde bulunarak. Onun böylesine güçlü bir kalemi olmasına bayılıyorum.
Keyifle okudum, zaman zaman eski kelimelerin kullanımı okumamı zorlaştırsa da. Özellikle Cemal’in Sabiha’dan bahsettiği, onunla geçirdiği zamanı anlattığı kısımlar bitmesin istedim. Milli Mücadele döneminin dinamiğinin böylesine hissedilmesi ve o sahnenin dışındakilerin hayatlarını görebilmek güzeldi. Keşke bitmiş de olsaydı. Öyle bir yerde bitti ki tamamlansaydı nasıl bitirirdi Tanpınar, nasıl bir yol izlerdi acaba diye düşünmeden edemiyorum.
Okurken sizi derinden sarsan, hissettiklerinizi isimlendiremeyecek kadar farklı duygulara sürükleyen, ters köşe yaparak rahatsızlık veren ve buna rağmen içinizdeki merak duygusunu dürterek devamını okumaya sevk eden bir kitap, daha doğrusu üç kitap. YKY, yazarın farklı ama yakın yıllarda çıkardığı bu üç kitabı tek cilt altında toplamış. Ben bunu okuduğumda mantıklı buldum, çünkü kitaplar öylesine iç içe ki mutlaka peş peşe okunmalı şeklinde düşünüyorum.
Üç kitabın üslubu birbirinden fazlasıyla farklı ve bu farklılık okuyucuya üçünün de başka yazarlar tarafından yazıldığını düşündürüyor. Üç kitabın bir sürü ortaklığı var ama öylesine farklı yerlerde karşılaşıyorsunuz ki bu ortak noktalarla, insanı şaşırtıyor. Bu çok katmanlılık, kitabın psikanalitik açıdan incelenmesi için adeta ortam hazırlıyor. Aynı zamanda her okuyuşta farklı bir ayrıntı yakalayabileceğinize işaret ediyor. Okurken sanki bir filmi izler gibi oldum. Sahneleri sürekli değişen ama hiçbir şekilde silinmeyen -çünkü ileride mutlaka karşına çıkacağından emin olduğun- anları barındırıyor kitap.
Okurken soluk alamadığım yerler oldu, bitirdikten sonra da aynı hissi taşıdım üzerimde. İlk kitabın durağanlığı, duygusuzluğu diğer kitaplarda öyle bir yöne evriliyor ve bu kadarını da beklemiyorsunuz. Sarsılışımı daha farklı nasıl ifade edebilirim bilmiyorum. Hiç savaş görmeyen biri olarak, savaş yıllarının insanlar üzerindeki etkilerine bu boyutuyla ve bu satırlar aracılığıyla şahit olmanın yarattığı duyguyu tarif etmekte zorlanıyorum.
Her insanın en azından bir kere alıp okuması gerektiğini düşünüyorum.
Kürtajdan sonra anlatıcının düşünce akışında yüzüyorsunuz; başından geçenleri anlatan, yaşadığı zorlu dönemlerden bahseden bir genç kızı buluyorsunuz satırlarda. Aslında kendini çok iyi tanıyan ama her tanıdığı başka insanla hayatını farklı hayallerin içinde yaşayan bir genç kızın günlerine tanık oluyorsunuz okurken. Bambaşka bir insan olmayı aklından geçirirken kendini yine aynı noktada bulması ise onun en büyük sınavı.
Bilinç akışıyla yazılan bu kitabı okurken Denise adlı karakterin yaşadığı o sınıfsal ve varoluşsal öfkeyi soluyup aynı zamanda hissettiği aşağılık kompleksinin hayatına etkilerine de tanık olabilirsiniz.
Yazarın ilk kitabı, ben de Ernaux okuma sürecime onunla başlamayı tercih ettim.
Boş DolaplarAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20223,332 okunma
Bir ölümün bu kadar akıcı ve duygulu şekilde anlatılabileceğini hiç düşünmezdim. Okurken yer yer kalbimin üzerindeki ağırlığı hissettim, bazen gözümden yaşlar damladı, zaman zaman da nefesim kesildi. Ama yine de yazar babasıyla ilgili neler yazmış, neler düşünmüş diye devam etme isteği duydum içimde.
Ölümün -belki de hiçbir zaman atlatılamayacak- bir şekilde gittiğiniz her yere sizinle gelmesi, hayatınızın boşluklarına dolması, sizi sarması ve ona alışmak zorunda kalmanız…
Bu kitabı babam hayattayken okudum, ölmüş olsa okuyabilir miydim inanın bilmiyorum.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma