Her mutlu anne birbirine benzer, her mutsuz annenin mutsuzluğu kendine özgüdür, Tolstoy'dan uyarlamayla.
"Yeteri kadar iyi" anne, mutlu annedir. Anne, önce kendini mutlu etmeyi, kendine sevgi ve şefkat göstermeyi başarabilir. Çünkü, kendisine annelik yapabildiği kadar çocuğuna anne olabileceğinin farkındadır. Anneliğin kadınlığını, kişisel alanını ve duygularını işgaline sınır koyabilir. Anneliği kutsal değil, insani bir deneyim olarak yaşar. Hem çocuğuna hem kendine hata yapma alanı tanır. Çocuğunun ihtiyaçlarına yeteri kadardan fazlasıyla cevap vermenin azı kadar toksik olabileceğinin farkındadır. Bu açıdan her iyi anne, birbirine benzer.
Mutsuz anneler ise, nesillerce aktarılan yaraların taşıyıcısı olarak, farklı kategorilerde kendilerini gösterirler. "Mağdur ve fedakar anne", kendi yaşayamadığı hayatı çocuğunun üzerine beklenti olarak yükler. "Kraliçe anne", hayatı boyunca görmediği değeri, çarpık bir özdeğer duygusuyla telafi eder; bu yoksunluğunu ise çocuğunun ona hayranlık duymasını ve kendi mükemmelliğini tamamlayacak davranışlar göstermesini bekleyerek gidermeye çalışır. "Mükemmeliyetçi anne", toplumun ideal annelik beklentilerini karşılayamama korkusu altında ezilirken, çocuğundan da mükemmelliğinin kanıtı olarak kusursuzluk bekler. "Zorba anne", kendi istek ve ihtiyaçlarını karşılaması, aile içindeki otoritesini pekiştirmesi için çocuğu üzerinde korku ve manipülasyon yoluyla hakimiyet kurmaya çalışır. "Bağımlı anne", çocuğuyla arasındaki göbek bağından kurtulamaz, çocuğuna kendi duygusal destek ve onay arayışı, amaç hissi için bağımlı hale gelir. "Muhafazakar anne", yanlış öğrenilmiş dini inançlar yoluyla çocuğunu kontrol altında tutmaya çalışır.
Gerçekte, her kategori, kendi içinde bir spektrumda var olur. Hiçbir anne, diğer kategorileri dışlayan, salt