• Hüzünlü bir erkek çocuğu bu
    Beklemenin ne demek olduğunu bilen.
    Vazgeçilmiş, terk edilmiş bir çocuk,
    Hüzünlü bir çocuk, aslında.
    Ve onun yaramaz kalbi
    Uzlaşmak nedir bilmez.

    Bütün hüzünlü erkek çocukları gibi,
    Bir şeyler uydurur, isyan eder
    Fark edilmek için,
    Hüzün gibi,
    Bu şeytani cadı,
    Onu havaya bırakır.

    Ve bütün hüzünlü erkek çocukları gibi
    Bir şeyler çizmeye devam eder
    Teselli bulmak için onlarda.

    Bir ürperti, bir sevinç,
    Bir an, bir sığınak,
    Düşü kurulacak bir varlık.

    Bu hüzünlü erkek çocuğunu seviyorum,
    Onun, her gülümseyişiyle birlikte
    Takındığı ifadesini.
    İnanma eşiğini seviyorum,
    Nasıl da biliyor hayret etmeyi
    Basitçe, yaşıyor olmaya.

    Hüzünlü bir erkek çocuğunun şarkısını söylüyorum
    Pozlar takınan
    Boğulmaktan kurtulmak için.
    Bütün hüzünlü erkek çocukları gibi
    Sert insanı,
    Mahallenin kralını oynamayı seviyor.

    Ve ardından bu hüzünlü erkek çocuğu
    Hayatıma girdi.
    Her şey alt üst oldu.

    Rüyalarım ve onların taslakları
    Anılarım, bana ait olan şeyler,
    Hepsini alıp götürdü.

    Üzgün bir erkek çocuğu için
    Silahlarımı yere bırakıyorum
    Yavaşça, ayak ucuna.
    Ve bu üzgün erkek çocuğu için,
    Sıkıntı çekmeye razıyım,
    Ürpermeye razıyım.

    O, bir umut gibi.
    O, bir telaş, bir curcuna gibi
    O, benim serserim, kazazedem,
    O, benim tek sevecenliğim,
    Sevgilim, ikazım,
    Çocuğum, günahım.

    Mmm mmm
    Mmm mmm

    O, bir umut gibi.
    O, bir telaş, bir curcuna gibi
    O, benim serserim, kazazedem,
    O, benim tek sevecenliğim,
    Sevgilim, ikazım,
    Prensim ve günahım.
  • Eğer alt sınıf insanıysanız;
    … Ya bir üst sınıfa atlayıp rahat edersiniz,
    … Ya da aşağılanmış çocukluğunuzun itici gücüyle ve herkes için bir şeyleri değiştirmek gayretiyle ‘toplumcu’ olursunuz.
    Ben ikincisini seçtim...

    Aziz Nesin
  • Sumer ilahileri tanrıları, kralları, mabetleri övmek için Sumer
    şair ve ozanları tarafından kaleme alınmış şiirlerdir. Bu şarkılarda
    yazar ya onları kendi ağzından över, veya kendi kendilerini övdürür. Şiirlerin bitiminde onların hangi çalgıların eşliğinde çalınacağı
    da yazılmıştır. Bu ilahiler yalnız mabetlerde söylenen şarkılardır.
    Bu şarkılardan bazıları kadın diliyle yazılmıştır. Onlar ilkçağlarda
    yalnız rahibeler tarafından söylenmiş. Fakat daha sonraları onları
    rahipler de okumaya başlamışlardır.
    200'den fazla ilahi bulunmuştur. Bunların uzunluğu 1 00 satır ile
    500 satır kadardır. Tabletlerin kırıklıkları, bozuklukları dolayısıyla
    hepsi tam olarak okunamıyor. Bunların bir kısmı Sumerlilerin yaptığı edebi eserlerin kataloglarında saptanmıştır.
    Sumerliler şiiri şöyle tanımlamışlar: Şiir, şarkıların kalbi, göz
    alabildiğine uzanan mavi sularıyla kafamızdaki sıkıntıları alıp enginlere götüren, hafif hafif esen rüzgarın okşamaları ile bize huzur
    veren bir deniz gibidir. Şiir, bilgileri öğreten, onları kuşaktan kuşağa götüren bir bağdır.
    Sumerce ilahi sir'dir. * Bunlar şu şekilde sınıflandırılmış:
    Sir-ama-gana = kadınların çalışma şarkısı
    Sir-gal = büyük şarkı
    Sir-gidda = uzun şarkı
    Sir-hamun= çok sesli şarkı
    Sir-teş-gal = büyük topluluk şarkısı, koro halinde
    Sir-ku = kutsal şarkı
    Sir-ma-gur -ra = gemicilerin şarkısı
    Sir-nammar = müzikal ilahi
    Sir-namgala = gala rahiplerin şarkısı
    Sir-nam-ur-sag-ga = ka11raınanlık şarkısı
    Sir-nam-şub = sihir şarkısı
    Sir-nam-en-na = beylik şarkısı
    Sir-nam-nir-ra = erkeklik, güçlülük şarkısı
    Sir-nam sipat-İnanna = Tanrıça İnanna'nın çobanlık şarkısı
    İlk ilahi örneğini, MÖ 2100 yıllarında yaşayan Lagaş şehri kralı Gudea'nın kendinin ve şehrinin koruyucu tanrısı Ningirsu için
    yaptırdığı Eninnu tapınağının inşasını anlatan metinde buluyoruz.
    Şiir şeklinde olan bu metin, kilden yapılmış iki silindir üzerine
    1 350 satır olarak yazılmıştır. Aslında üç silindimüş, ne yazık ki biri bulunamadı. Diğerlerinde de kırıklıları ve bozukları yüzünden
    okunamayan yerler bulunuyor. Arp ve lir eşliğinde çalınıp söylenmiş. Bu metnin başında şöyle deniyor:
    Gökte ve yerde kaderler verildiği zaman
    Lagaş büyük 'tanrısal güç' ile gururlanarak
    Başını göğe kaldırdı ve
    Dicle'nin akan bol sularıyla kutsandı.
    Bundan sonra Lagaş'ın koruyucu tanrısı Ningirsu'nun Gudea'dan kendisine bir ev yaptırmasını istediği ve ona bunu rüya ile
    bildirdiği anlatılıyor: Başında tanrısal başlık ve vücudunun üst kısmında aslan başlı kuşun kanatlan olan, alt kısmı tufan dalgalarını
    andıran korkunç büyüklükte bir adam, Gudea'ya rüyasında, kendisine bir tapınak yapmasını emrediyor. Fakat Gudea bu sözleri anlamıyor. Yine başka bir rüyada, tan yerinden güneş gibi bir ışık yük seliyor. O arada, elinde altın bir kalem bulunan ve bir kil tableti inceleyen bir kadın görünüyor. Tabletin üzerinde gökteki yıldızların
    resmi var. Derken üzerinde bir evin planı çizilmiş mavi taştan (lapis lazuli) bir tableti tutan bir kahraman görünüyor. O, elinde bir sepet olan Gudea'nın önündeki tuğla kalıbına bir tuğlayı koyuyor. Diğer taraftan iyi bakılmış bir eşek sabırsızlıkla toprağı eşeliyor.
    Bu rüyanın neyi anlatmak istediğini bilmeyen Gudea, rüya yorumcusu Tanrıça N anşe'ye sormak istiyor. Fakat Tanrıça, Lagaş'ın
    Nina denilen yerinde oturuyor. Oraya ancak bir kanal yoluyla gidildiğinden Gudea bir tekne ile yola çıkıyor. Giderken yolunun üzerindeki şehirlere uğrayıp onların tanrılarına, kendisini desteklesinler diye kurbanlar sunuyor. Nina'nın iskelesine gelince başı dik olarak tapınağın avlusuna giriyor. Orada da kurbanlar, içkiler sunuyor,
    dualar ediyor ve Tanrıça'nın yanına girerek rüyasını anlatıyor. O da
    rüyayı tek tek şöyle yorumluyor: "başında tanrısal tacı, aslan başlı
    kuşun kanatlan ve alt kısmı tufanın dalgaları gibi olan adam kardeşim Tanrı Ningirsu'dur, sana kendisi için bir tapınak yapmanı istiyor" diyor. Tanrıça yorumlamasını sürdürerek, tan yerinden güneş
    gibi yükselen ışığın, Gudea'nın şahsi tanrısı Ningişzida, elinde altın
    kalem ile gökte yazılanların çizildiği tableti elinde tutan kadının
    Yazı Tanrıçası Nidaba olduğunu ve Tanrıça'nın ona yapacağı tapınağı kutsal yıldızların bildirdiğine göre yapmasını önerdiğini, elinde mavi taştan tablet tutanın Mimarlık Tanrısı Nindul, tabletin üzerindeki resmin de yapılacak olan tapınağın planı olduğunu anlatıyor. İçinde kader tuğl ası olan tuğla kalıbıyla sepeti ise, Eninnu tapınağının tuğlaları ve onları taşıyacak sepet, yeri eşeleyen bakımlı
    eşeği de tapınağı yapmaya sabırsızlanan Gudea'nın kendisi olarak
    yonımluyor. Tanrıça Nanşe Gudea'ya, çok süslü erkek eşek koşulmuş savaş arabasını, tanrıların amblemlerini ve silahlarını , davulların sesleri arasında Tanrı Ningirsu'ya sunmasını öneriyor. Hepsi yapılıyor. Gudea'ya başka bir rüyasında Tanrı Ningirsu, tapınak için daha ayrıntılı emirler veriyor. Lagaaş'ı bolluk ve bereketle kutsuyor. Gudea'ya, halkının Eninnu tapınağını büyük bir zevkle yapacaklarını, kerestesini, taşını, madenlerini dünyanın çeşitli ülkelerinden getireceklerini söylüyor. Gudea uykudan uyanıyor. Tanrıya
    kurbanlar yaptıktan sonra işe koyuluyor. Buna ait satırlar şöyle:
    Ensi (şehir beyi, kralı) şehrini tek adam gibi yönetti.
    Lagaş halkını, bir annenin çocukları gibi birleştirdi.
    Ağaçlar dikti, dikenleri söktü,
    Yakınmaları geri çevirdi, kötülükleri döndürdü.
    Anne çocuğunu azarlamadı, çocuk annesine saygısız konuşmadı.
    Fena davranan kölenin başına, efendisi vurmadı.
    Terbiyesizlik eden köle kızın yüzüne, hanımı vurmadı.
    Eninnu tapınağına yaparken Gudea'ya kimse suç getirmedi.
    Ensi şehri ateşle temizledi.
    Temiz olmayanları şehirden attı.
  • 📌📍Sefiller romanında ki en uzun 823 kelimelik cümleyi biliyor musunuz?📍






    Tarihin mutlaka hafifletici nedenler bulacağı bir babanın oğluydu, ama bu baba, ayıplanmaya layık olduğu kadar, saygıya da layıktı, özel erdemlerinin hepsine, kamuyu ilgilendiren erdemlerin de birçoğuna sahipti; sağlığına, servetine, şahsına, işlerine büyük özen gösterir, bir dakikanın bile değerini bilirdi, ama bir yılın değerini her zaman bilmezdi; itidalli, sakin, uysal, sabırlıydı; babacan adam, iyi bir prensti; eşiyle yatardı ve sarayında evlilik yatağını burjuvalara göstermekle görevli uşaklan vardı, çünkü eskiden ailenin büyük kardeş kolunun gayrimeşru ilişkilerini açıkça sergilemelerinden sonra, düzenli kan koca yatağının iftiharla teşhiri faydalı olmuştu; bütün Avrupa dillerini bilirdi, daha ender görülmüş bir durumdur bütün imtiyaz ve çıkarlann dillerini bilir, konuşurdu; orta sınıfın olağanüstü bir temsilcisiydi, ama onu aşardı ve sonuçta ondan daha büyüktü; kanının değerini takdir etmekle birlikte, özellikle kendi özdeğerine güvenmek ve kendi soyu sorununda, bu çok özel sorunda Bourbonlar’dan değil, Orleanslar’dan olduğunu ilan etmek dirayetini göstermişti; ancak Zat-ı Sani-leri iken soyunun en birinci prensiydi, ama majeste olduğu gün gerçek bir burjuva oldu; toplum içinde uzun ve dağınık, özel hayatında kısa ve özlü konuşurdu; cimri olduğu söylenirdi, ama bunun kanıtı yoktu; aslında kendi fantezileri ya da görevleri söz konusuysa, müsrifliğe karşı pek duyarlı değildi; asilzadeydi, ama şövalye değildi; sade, sakin ve güçlüydü, ailesi ve saray halkı tarafından çok sevilirdi, hoşsohbetti, doğru yolda bir devlet adamıydı, içten soğuktu, o an ilgi duyduğu konuya kendisini tamamen verirdi, daima mümkün olduğu kadar yakından idare ederdi, kin duymak da, minnet duymak da elinden gelmezdi, üstünleri sıradan olanlara karşı merhametsizce kullanırdı, tahtların altında sağır bir uğultuyla homurdanan o esrarlı ittifakları parlamento çoğunluklanyla oyuna getirmekte ustaydı, açıkyürekliydi, bazen açılmakta ihtiyatsızlığa kadar vardı, ama bu ihtiyatsızlık içinde bile fevkalade becerikliydi; tedbiri, çehresi, maskesi boldu; Fransa’yı Avrupa’yla, Avrupa’yı da Fransa’yla korkuturdu, ülkesini sevdiği kesindi, ama ailesini tercih ederdi; otoriteden çok, hakimiyete ve kibirden çok otoriteye değer verirdi, ki böyle bir tutumun şu felaket yanı vardır : her şeyi başarıya çevirdiğinden hileyi kabul eder ve alçaklığı kesinlikle reddetmez, buna karşılık şu faydalı yanı da vardır : siyaseti şiddetli çatışmalardan, devleti kopmalardan, toplumu bela ve sıkıntıdan korur, titiz, ilgincbirbilgi.com dürüst, uyanık, dikkatli, nüfuzlu, yorulmak bilmezdi, bazen kendi kendini yok saydığı, yalanladığı olurdu; azönce’de Avusturya’ya karşı cesur, İspanya’da İngiltere’ye karşı sebatkârdı, Anvers’i bombaladı, Pritchard’a tazminat ödedi; Mar-seillaise’i tam bir inançla söylerdi; yorgunluğa, bitkinliğe, güzellik ve ideal zevkine, cüretkârca cömertliklere, ütopyaya, ham hayale, öfkeye, boş gurura, korkuya yabancıydı; gözüpekliğin her türlüsüne sahipti; Valmy’de general, Jemmapes’da askerdi; sekiz defa suikaste uğradı ve hepsinden gülümseyerek çıktı; bir humbaracı kadar sert, bir düşünür kadar cesurdu; sadece Avrupa’nın sarsıntıya uğraması ihtimalleri karşısında endişelenirdi, büyük siyasi maceralara göre değildi; hayatını tehlikeye atmaya daima hazırdı, ama eserini asla, kendisine bir kral olarak değil, bir zekâ olarak itaat edilmesini sağlamak için iradesini etki kılığına sokardı; gözlem yeteneği vardı, ama kehanet yeteneği yoktu; düşüncelere pek önem vermezdi, ama insanları değerlendirmesini bilirdi, yani hüküm vermek için görmesi gerekirdi; süratli ve keskin bir sağduyusu, pratik bir zekâsı vardı, kolay konuşurdu, belleği çok güçlüydü; Sezar, İskender ve Napoleon’la tek benzer noktası olan bu güçlü bellekten daima yararlanırdı; olayları, ayrıntıları, tarihleri, özel isimleri bilir, kitlenin eğilimlerini, tutkularını, dehalarını, ruhların iç özdeyişlerini, gizli ve karanlık isyanlarını, tek kelimeyle, bilincin görünmez akımları diyebileceğimiz şeylerin hiçbirini bilmezdi; Fransa’nın üst tabakasında kabul görüyordu, ama alt tabakalarıyla pek uyuşmuş değildi; incelikle her işin içinden sıyrılırdı, fazla hükümet eder, yeterince saltanat sürmezdi; kendi kendisinin başbakanıydı; büyük fikirlerin karşısına küçük gerçeklerden engel çıkarmakta pek ustaydı; uygarlık, düzen ve organizasyon konusunda ki yaratıcılığını bir melekeyi, bir çeşit formalite ve çekişme esprisiyle birleştirirdi, bir hanedanın kurucusu ve hakkın savunucusuydu; biraz Charlemagne’e, biraz da bir avukata benzerdi, kısaca yüksek ve orijinal bir kişilikti; Fransa’nın kaygılanmasına rağmen güçlü devlet olmayı bilen bir hükümdardı, – Louis-Philippe yüzyılın en seçkin kişileri arasında yer alacaktır ve şan ve ünü biraz sevseydi, yararlılık duygusuna sahip olduğu kadar azamet duygusu da taşısaydı, tarihin en ünlü yöneticileri sırasına geçerdi.
  • Sevdiğimiz birini toprağa verdiğimizde, onu kaybetmenin derin acısını yine toprakla temizleriz.Toprak,binlerce yıldır karşılıksız olarak sadece nimetler sunan, evimiz, yerimiz, yurdumuz veya hakkını yediğimizde kıtlık, deprem, erezyon ve yanardağlarıyla belamızı veren bir kum parçası değildir. Toprak, aynı zamanda içinde, altında ve üstünde yaşayan milyonlarca canlıya orta ve üst dünyadaki bütün canlılara can katan alt dünyanın da ana vatanıdır!
    Buket Uzuner
    Sayfa 100 - Everest Yayınları
  • Hayat o kadar garip ki sadece dakikalar hatta saniyeler içinde alt üst olabilir hayatınız"bir an" sadece "bir an" yeterlidir her şeyin değişebilmesi için...