Kaktüsü dikenleriyle sevmek için kaktüsün doğasını bilmek gerekir, yapısını anlamak gerekir, varoluş şartlarını öğrenmek gerekir. Dikenleri var diye, bir hanımeli kadar güzel kokmuyor diye, bir kasımpatı kadar renkli değil diye, dikenleri batıyor diye, verdiğiniz suyu almıyor diye, fazla sudan dolayı çabuk çürüyor diye kaktüse kızamazsınız. Onu diğerleri gibi olmamakla suçlayamazsınız ya da diğer
çiçeklerde gördüklerinizi ondan talep ederek kaktüsün şartlarını zorlayamazsınız, onun yaşamsal koşullarında azıcık değişiklik yaptığınızda kaktüs ölür.
Hepimiz güven arar dururuz. Ancak bizim büyük talihsizliğimiz nedir?
Dünyanın tarih boyunca yaşanmakta olan en kaotik, karışık, güvensiz, aşırı tüketen, huzursuz, kaygılı ve hızlı bir çağına denk gelmiş olmamızdır. Bize güven vermeyen bir dünyada güven duygusuna muhtaçlığımızın yol açtığı bir dolu handikap yaşıyoruz.
Hiçbirimiz kendimizi tam olarak bir yere ait hissedemiyoruz. Bir ilişkiye, bir aileye, bir topluluğa hatta belki bir topluma bile ait hissedemiyoruz. Ayrıca yarın ne olacağının hiç belli olmaması korkunç bir belirsizlik bulutunun içinde yalnızlığa terk ediyor bizi.
Sosyal medya çağında ise kendini kanıtlama isteği başka bir boyut kazanır. Beğeni ve yorumlar aracılığıyla sürekli onay beklenir. Paylaştığımız fotoğraflar, gönderiler aslında bir nevi "Beni fark edin, takdir edin!" çığlıklarımızdır.