Bi de iyi telefonu olan arkadaşın yanında gariban gibi ben de bir fotoğraf çekinebilir miyim Allah tuttuğunu altın etsin modunda olmak bi tık üzüyor
Mavi Bir Hasret
Mavi, hatıran bende bir yeşil zeytin tanesi, Uzak köylerin kokusu durur çıkınımda. "Taşı toprağı altın" demişlerdi bu şehrin, Oysa kederi altından ağırmış İstanbul'un. Seni düşünmek bu koca gurbette güzel şey, Işıklı caddelerin, sağır kalabalıkların inadına. Her bir köşesinde milyonlarca insanın hüznü, Enderininde gizli bir gözyaşı sızar bağrına. Boğaz'ın mavi sularına bakıyorum akşamlara doğru, Sarayların gölgesi karanlık, dalgalar yorgun. Bu devasa şehir koca bir yalanla süslenmiş, Bizim payımıza düşen, zulamızdaki o derin mahzunluk. Ne sığabildik bu kentin yaldızlı masallarına, Ne de dönebildik bıraktığımız o çocukluğa. Ama elbet bir gün, canım (…), güzel Mavim, Bu kederli şehirde de kavuşacağız aydınlığa. (ADEM ZENGİN) #şiirsokakta#istanbul
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Vücudunuz bir tapınaktır. Hayatınız ona bağlıymış gibi onu koruyun çünkü ruhsal olarak öyledir. Tanıştığınız herkes sadece insan değildir. Bazıları karanlığın bir aracılığı taşır. Yanlış ruh ile olduğunuzda, odaklanmanızı, motivasyonuzu ve netliğinizi kaybedersiniz. Varlık dediğimiz insanların enerjilerini görebilseydin, kaçardın, ağlardın, kusardın. Yatakta asla yalnız olmadığını, her yaranın, her lanetin, taşıdıkları her parazetin yanında yattığını fark ederdin. Çoğu insan yürüyen mezarlıklardır. Çürüyen Duygular, ruh parcaları, tenlerine yapışan varlıklar. Çürüyen ruhları saklayan gülümseyen yüzler. Seks sadece et değildir. Açık bir portaldır. Kodların, anıların, travmaların, bağların değiş tokuşudur. Sadece bedenlerinizi almazsınız. Kabuslarını alırsınız. Bağımlılıklarını alırsınız. Gizli öz nefretlerini alırsınız. Bir kişiyle yatmasın. Dokundukları herkesle yatarsın. İçlerine almalarına izin verdikleri her karanlık iz. Enerji yalan söylemez. Beden söyler. Yanlış ruha dokunduğunuzda sisteminize neyin girdiğini bilseydiniz, enerjinize kilitli bir kasa gibi davranırdınız. Dikkatli olun. Bazı enfeksiyonları yıkayarak temizleyemezsiniz. Özelikle Kadınlar : Vücudunuz sadece fiziksel temas almıyor, aynı zamanda enerji kodlarını da emiyor. Farkında olmadan onları ruhunuza çekersiniz. Daha yüksek bir titreşim, daha yüksek titreşimi bastırır. Eğer onların titreşimlerini görebiliyor ve duyabiliyorsanız nereye gideceğinizi biliyorsunuz. Ve simyasal terimlerle, düşük bir titreşim (kurşun) bile daha yüksek bir titreşime (altın) dönüşterebilir. Her şey titreşim halindeki enerjidir. Kişinin frekansı yükseltildiğinde pek çok düzenli olumsuz titreşim ve rahatsızlık ortadan kalkar.
Mâil oldum bahçesinde hurmaya Tâkâtım kalmadı aslâ durmaya ... Âşık olan bu fânîyi neylesin Sâlât ü selâmla gökler inlesin ... Âşık olduk sıfâtına zâtına Mevlâm bindirse de aşkın atına Sağ yanımda altın oluk altına Girmeyince alma yâ Rab cânımı -Yunus Emre
Yeşilçam’da Bir Prekarya Devrimi: Yılmaz Güney Sinemasının Sosyolojik ve Estetik Dönüşümü Türk sinema tarihinin en özgün kırılma noktası, sinemayı bir rüya fabrikası olmaktan çıkarıp toplumsal gerçekliğin aynası haline getiren Yılmaz Güney’in varoluş mücadelesidir. Adana’nın Yenice köyünde, topraksız bir amele ailesinin çocuğu olarak doğan, pamuk tarlalarında büyüyen ve film kutuları taşıyan bir çocuk işçiliğinden gelen Güney, sinema sektörüne en alttan, güvencesiz işçi sınıfının, yani prekaryanın tam kalbinden dahil olmuştur. Bu sınıfsal köken ve köksüzlük hali, onun sinemasal dehasının en büyük yakıtı olmuş ve Yeşilçam’ın geleneksel yapısını kökten sarsacak bir ekolün doğmasını sağlamıştır. Yılmaz Güney’in kariyeri, sinema tarihindeki yerini sağlamlaştıran iki temel evreden oluşur. İlk evre, kitlelerin hafızasına kazınan Çirkin Kral dönemidir. Bu dönemde imza attığı yüze yakın popüler macera filmi, genellikle sanatsal veya ideolojik sineması kadar ön plana çıkarılmaz. Ancak aktör Kadir İnanır’ın da vurguladığı gibi, Güney bu ticari filmler sayesinde halkla sarsılmaz bir bağ kurmuştur. Mevcut düzeni doğrudan yok etmek yerine, o düzenin sırtına binip sistemi içeriden parçalama metodunu seçmiş; Yeşilçam’ın formüllerini ve dağıtım mekanizmalarını çok iyi öğrenerek, sistemi yine sistemin kendi seyircisi ve finansal gücüyle dönüştürmeyi başarmıştır. Dönemin kabadayılık, feodal bağlar ve entelektüel çevrelerin iç içe geçtiği ortak sosyal zemininde varlık gösteren diğer aktörler jön sisteminin sınırları içinde kalırken, Güney bu ilişkileri radikal bir siyasi ve sanatsal manifestoya dönüştürmüştür. Bu sınıfsal meydan okuma, Yeşilçam’ın yerleşik estetik standartlarını da alaşağı etmiştir. Güney’e kadar sinemanın başrol tanımı Batılı, kentli ve pürüzsüz jön kalıplarına
Sinema
`Suskun
Sus, kimseler duymasın. Duymasın ölürüm ha. Aydım yarı gecede Yeşil bir yağmur sonra... Yağıyor yeşil. En uzak, o adsız ve kimselersiz, O yitik yıldızda duyuyor musun? Bir stradivarius inler kendi kendine, Yayı, reçinesi, köprüsü yeşil. Önce bendim diyor ve sonra benim... Ölümsüz, güzel ve çetin. Ezgisidir dolaşan bütün evreni, Bilinen, bilinmeyen ıssızlıkları. Canımı, tüylerimi sarmada şimdi Kendi rüzgarıyla vurgun... Sarıyor yeşil. Rüya, bütün çektigimiz. Rüya kahrım, rüya zindan. Nasıl da yılları buldu, Bir mısra boyu maceram... Bilmezler nasıl aradık birbirimizi, Bilmezler nasıl sevdik, İki yitik hasret, İki parça can. Çatladı yüreği çakmaktaşının, Ağıyor gök kuşaklarının serinliğinde Çağlardır boğulmuş bir su... Ağıyor yeşil.
Şiir