Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile tanışmam yıllar önce Yaban romanı sayesinde olmuştu. Hep O Şarkı ise çok daha sonra, yaklaşık bir iki yıl önce okuma fırsatı bulduğum bir kitap oldu. Açıkçası bu kadar etkileneceğimi, bu kadar seveceğimi hiç düşünmüyordum. Hatta ilk başta beni nasıl bir hikâyenin beklediğini de pek tahmin edememiştim. Ama okumaya başladıktan sonra, kitabın dili ve atmosferi beni öyle içine aldı ki, neredeyse bir çırpıda bitirdiğimi hatırlıyorum.
Hep O Şarkı, mektup ya da günlük tadında ilerleyen bir anlatıya sahip. Romanın anlatıcısı olan Münire Hanım, artık yaşını başını almış, hayatını büyük ölçüde geride bırakmış bir kadındır. Onun bugünkü hâlinden, satır satır geçmişine döneriz. Okuduklarımız, bir kadının gençliğinde yaşadığı ama yarım kalmış büyük bir aşkın anılarıdır. Bu yönüyle roman, bugünden geçmişe doğru akan duygusal bir iç yolculuk gibidir.
Münire Hanım’ın gençliğinde yaşadığı bu büyük aşkın adı Cemil’dir. Aynı mahallede, karşılıklı konaklarda büyüyen bu iki genç, zamanla birbirlerine âşık olurlar. Ancak bu aşk; dönemin aile yapısı, toplum baskısı ve geleneklerin ağırlığı nedeniyle hiçbir zaman yaşanamaz. Ne Münire ne de Cemil bu düzene karşı koyabilecek cesareti gösterebilir. Böylece sevgi içlerinde kalır, dile gelmeden, yaşanmadan yarım kalır.
Romanın en can acıtıcı noktalarından biri de Münire Hanım’ın hiç istemediği bir evlilik yapmasıdır. Bu evlilikte ne büyük bir kavga ne de büyük bir mutluluk vardır; sadece kabullenilmiş bir hayat vardır. Aşk olmadan sürdürülen bu evlilik, onun iç dünyasındaki eksikliği daha da görünür kılar. Yıllar geçer, hayat akar, Münire Hanım sonunda yalnız kalarak kendi içine dönük bir yaşam sürmeye başlar.
Ancak Cemil, onun kalbinden hiçbir zaman tamamen silinmez. Yıllar sonra, bir dost meclisinde, uzaktan bir