Ama kim bilir? Belki bugün olur. Ernest Hemingway
Alıntı
Atalarımın geleceklerini ebedi olarak kurtarmak ve bu güne kadar yok olmadığımız gibi bundan sonra da asla yok olamayacağımızı kanıtlamaları adına kazandıkları en büyük zaferin en güzel kanıtıdır, İstiklal Marşı.. Her duyduğumda nefes bile almadan ürpererek büyük bir vecd içinde dinlediğim ve söylediğim, söylerken de dağları parçalıyormuşçasına hırslandığım o dizeler beni,benim şanlı tarihimi ve aydınlık geleceğimi anlatıyor! Büyük İnsan Milli Şair Mehmet Akif ERSOY; “Korkma !” diyerek başlıyor dizelerine. Asla bitmeyecek yitmeyecek bu inanç, diyor bizlere. Ülkemizin karanlığa sürüklendiği o korkunç, karanlık ve acımasız savaş yıllarında, herkesin ümidini yitirmeye başladığı ve düşmanın burnumuza kadar sokulduğu bir zamanda, âdeta aydınlık yarınların geleceğini o günlerden görerek ve inanarak o güzel günlerin şimdiden müjdesini verircesine yazıyor... Kimi zaman yapraklara, kimi zaman duvarlara kazıyor kalemi kömürden şair... Türk Milletinin mazisi kahramanlıklarla dolu olan geçmişini ve bir onun kadar gurur verici geleceğinin ortak simgesi niteliğini taşıyan bu kutsal şiir; ülke topraklarını ele geçirmiş düşmanların dökülüşünü çabuklaştırmak, imanı en güçlü bir şekilde zirvede tutmak ve var olan bu inancı asla yitirmemek için yazıldı… Zaten topraklarına sımsıkı sarılmış, ayağı çarıklı dedem,yüreği yanık ninem bu marşla daha da bir bütün oldular ve hain düşmanlara, lâyık oldukları dersi vererek, özgürlüğümüzü yedi düvele kanıtladılar. İşte bu şiir benim milletimin tarihi boyunca yaşattığı değerleri anlatır. On kıtasının, her bir harfine paha biçilemeyen eşsiz bir hazine saklamıştır yüce şair,bulunması imkansız olan... Bozüyük yaylalarından, Torosların zirvelerine, Dumlupınar meydanlarından, Allahu Ekber dağlarına kadar,
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bugüne Notum;
Ağlamak güzeldir. İnsani bir duygudur. Ama önemli olan niçin ağladınızdır?
İnsan insanın sesini duymalı, yoksa dünya sevimsizleşir...
İnsanlar konuşuyor, okuyor, yorumluyor, paylaşıyor. Her yer alıntı cümlelerle dolu. Her şey söylenmiş gibi ama sanki hâlâ söylenmek istiyor. Kelime kalabalığı içinde kendi sesimi bazen duyamıyorum. Etrafım da aynı yoğunlukta; uzaklaşmak istiyorum. Söz çoğaldıkça tebessümün anlamı azalıyor gibi geliyor. Kuşlar ağaçlarda duruyor ama sanki uçmayı unutmuş gibi. Bu yüzden sosyal medyadan uzaklaşıyorum. Çünkü bazı şeyleri fotoğraflarda ya da alıntılarda değil, anın içinde yaşamak istiyorum. Belki de mesele çok okumak değil; gecenin sessizliğini dinleyebilmek. Kaçkarlarda demli çay eşliğinde kayan yıldızı izlerken, hiçbir şey söylemeyen şeylerin içinde anlam bulabilmek. Kitaplardan çok, insanlarla, doğayla, rüzgârla, müzikle konuşmak istiyorum. Bir ağacın hüznünü ve yeşermesini görmek, bir dalganın geri çekilişini ve yeniden coşmasını izlemek… Bunlar bazen bütün kitaplardan daha gerçek. Dünya farklı fikirlerle dolu. Ama eksik olan şey şu: hissedilmeden çoğaltılan anlamlar. Benim aradığım şey bilgiyi okuyarak değil, yaşayarak öğrenmek. Ses değil. His. Sevgi burada başlıyor belki. Söylenenlerde değil, söylenmeden anlaşılabilenlerde. Ve belki de asıl mesele şudur: çok okumak değil, temas edebilmek. Başkalarının duygularını konuşmak yerine, kendi duygularımızla ve sevgimizle kalabilmek. İnsan en çok, kendine döndüğü yerde gerçeğe yaklaşır. Ümmühan Yıldız
Duygu ve Düşünce
“İnsan yaşamak için birçok neden bulamayabilir; ama bazen yaşamak, başlı başına bir nedendir.
"oldukları gibi kabul et ama oldukları yerde kalsınlar."