akıl ve muhakeme yürüterek, tetebbu ederek islâm'a girmelerde bile, hidayet tecelli etmeksizin, bu süreç tek başına yetersiz kalır. çünkü muhakeme etmek demek, netice itibariyle, başka dinlerle, başka dünya görüşleriyle karşılaştırmalar yapmak demektir. bu karşılaştırmalar sonunda İslam'ın üstünlüğü aklen kabul edilse bile, salt bu kabul edişle bir insanın müslüman olduğunu söylemek mümkün olmaz. Nite kim sağlığında, peygamber'i himaye ettiği bilinen, hatta: "islâm öyle bir dindir ki, yürek kabul eder, inkâr eden dildir." diyebilen ebu talib'in şehadet getirmeden, yani müslüman olmadan öldüğü hususunda görüş birliği vardır. burada akıl ve muhakeme yoluyla İslam'ı kabul etmenin, müslüman olmaktan tamamen başka bir hadise olduğu açık seçik görülmektedir.