S.T.: ...Ama Freud'un biyografisini, aynanın arka yüzü dercesine tersinden okumaya başladığımız zaman, Freud'un yaşadığı ortama benzer bir ortamda bulunmam gerekirmiş meğerse. Çünkü Freud, bir negatif özgürlük ortamında yaşayan insandı.
Ş.A.: Ne demek bu?
S.T: Bir azınlık psikolojisi içinde, bir tür diasporik yaşamın içindeydi. Benim de bunu sezinleyebilmem için buna benzer bir mini sürgün hayatını yaşamam gerekecekmiş . Onun yazdıklarında, neler çektiğini, ait olmadığı bir toplumda yalnız ve izole yaşamının ne demek olduğunu anlamaya, sezinlemeye başladığım zaman başka bir Freud'la neredeyse dost olmaya başladım. İlk önce Freud'un yaşadığı evlere, sonra ona esin kaynağı olan yapıtları, örneğin Roma'yı, örneğin Akropolis'i, Louvre Müzesi'ndeki Michelangelo'nun yapıtlarını ve de daha da ileri giderek, onun 48-49 sene oturduğu koltuğunun karşısındaki gravürdeki Karnak Tapınağı'nı birkaç kere gezip orada neredeyse diz çökmem gerekecekmiş. Tabii bunlara ek olarak okuduğu kitapları, Karamazov Kardeşler'i ve hepsinden önemlisi Camus'nün Düşüş romanını okuduktan sonra Freud'un biyografisine yaklaşma cesareti buldum.