Aşkın kaprisli, izahsız, hastalık gibi doğan bir his olduğunu söylerler ya, onun da her şey gibi kendi kanunları ve sebepleri vardır. Eğer bu kanunlar şimdiye değil pek az incelendiyse, bunun sebebi, aşka düşen insanın, izlenimlerin ruhunda nasıl sinsice yer bulduğunu, hislerini uykudamış gibi nasıl uyuşturduğunu, ilkin gözlerin nasıl kamaştırdığını, hangi andan itibaren nabzına etki ettiğini ve yüreğinin daha kuvvetli çarpmaya başladığını, dünden beri nasıl ansızın mezara kadar sadakatin, kendini feda etme arzusunun peyda olduğunu, “ben”in nasıl ağır gittiğini ve “o”na dönüştüğünü, aklın nasıl tuhaf şekilde kütleştiğini ya da mükemmelleştiğini, iradenin başka birinin iradesine nasıl teslim olduğunu, başın nasıl eğildiğini, dizlerin titrediğini, gözyaşlarının ve ateşlenmelerin peyda olduğunu bir bilim adamının gözleriyle tetkik edecek halde olmamasıdır.