Belki de bütün şanlı titanlar, görkemli devler ve siz kudretli tanrılar, insan denen o ölümlü varlığın hayalleriyiz. Belki de bizi yaratan onların zihinleridir, akıllarıdır, rüyalarıdır. Belki de onların inancı olmasa biz olmayız, belki de onların duaları olmasa gücümüzü kaybederiz.
Çünkü insan denen mahlukun en önemli niteliklerinden biri unutmaktı. İyiliği de kötülüğü dd, acıyı da mutluluğu da, korkuyu da sevinci de unuturlardı. O yüzden aynı hataları tekrarlarlardı.
Evet, titanların, tanrıların, ve insanların kralı ben Kronosoğlu, kudretli Zeus, insana olan zaafımdan bir türlü vazgeçemiyordum. Üstelik ne zaman, nasıl ortaya çıktıklarını bile bilmiyordum. Belki de biz tanrılardan önce vardılar, atamız titanlardan bile önce. Gerçekte zayıf, çaresiz ve acınası yaratıklar olmalarına rağmen, kısa yaşamlarını yere göğe sığdıramazlardı. Oysa kasvetli şehirlerde sefillik içinde geçen basit bir serüvenden başka bir şey değildi yaşamları.
Hayvanların duygularından emindim, çünkü yalan söyleyemeyecek kadar saftılar. Ama insan denen o ölümlü mahluk, her türlü belanın, her türlü melanetin kaynağıydı. Kahramanına da, hainine de, cesuruna da, korkağına da, yaratıcısına da, yıkıcısına da, asla güvenilmezdi. Birbirine yaptıkları kötülükler yetmezmiş gibi, kurdundan kuzusuna, çiçeğinden ağacına her türlü canlıya zarar vermekten çekinmezlerdi. Ne çekinmesi, bu kötülüklerden zevk alırlardı.