Tam o anda şöyle düşündüm: Bazı sözlerden, bazı bakışlardan kaçış yok. Geçen zamana, başka sözlerin ve başka bakışların yumuşaklığına rağmen kurtuluş yok.
Yazıyordum ama bana kabul edilebilir, yaşanabilir gördüğüm sınırlar dahilinde, yani yalnızca bana ait bir çeşit günlüktü bu. Başka türlü yazmak, okunmak için yazmak, o dönemde benim için büyük bir tehlikeydi. Yeterince sağlam değildim ve bunu biliyordum. Bu tür bir iskeleyi taşıyacak zihinsel yapıya sahip değildim.
Öğrendiğim bir şey var, dünyayı ikiye ayıran, adaletsiz bir şey: Hayatta bir hatırladığımız insanlar var, bir de unuttuğumuz insanlar. Nereye giderlerse gitsinler iz bırakanlar var ve hiçbir iz bırakmayan, fark edilmeyen insanlar. Onların fotoğrafta izi çıkmaz, kendiliğinden silinir.