Sonraki yıllarda ne zaman biri beni anlamaya başlasa kaçma yolunu seçiyordum. Sonra sakinleştim. Ama geriye şu kaldı: Beni tam olarak anlamalarını istemiyorum. Hayatımı tanınmadan yaşamak istiyorum. Başkalarının körlüğü benim güvenliğim ve özgürlüğüm.
Bir ayı, yanımızdan çekip akıp giden ve bu yüzden de kayıp, kaçırılmış bir zaman gibi gelen, geçtiği için değil de bir işe yaramasını sağlayamadığımız için üzüldüğümüz bir zaman yerine; dolu dolu değerlendirdiğimiz bir zaman, kendi zamanımız olaeak olarak yaşamamız neye bağlıdır?
Ama birinin ruhunu anlayabilmek için kendimizi açarsak? Günün birinde sona eren bir yolculuk mudur bu? Ruh, gerçeklerin bulunduğu bir yer midir? Yoksa sözüm ona gerçekler sadece hikayelerimizin aldatıcı gölgeleri midir?