Demin bana yüzümün porsumuş, tazeliğini yitirmiş olduğunu söyledin. Doğru; ben yıpranmış bir elbise gibiyim;
nedeni de ne iklim, ne de iş yorgunluğu. On iki yıldır içimdeki ateş, yakacak hiçbir şey bulamayınca kapalı kaldı, kendi zindanını yaktı ve söndü. On iki yıl geçti, sevgili Andrey; artık bu uykudan uyanmak isteğini bile duymaz oldum.
Benim içimde ne yakıcı, ne de kurtarıcı hiçbir ateş yanmadı.
Hayatımda hiçbir zaman başkalarınınki gibi gittikçe renklenen, parlak bir güne çevrilen bir sabah olmadı; bir
sabah ki yakıcı öğlesi geçtikten sonra yavaş yavaş solsun ve kendiliğinden akşama karışsın. Hayır, benim
hayatım, sönmüş başladı. Tuhaf, fakat böyle. Kendimi bilir bilmez sönmeye başladığımı hissettim.
Ştoltz, Oblomov'la nasıl dost olabilmişti? Oblomov ki bütün varlığıyla Ştoltz'a karşı bir isyandı! Artık
anlamaya başlıyoruz ki karşıtlık bir sevgi yaratmıyorsa bile ona hiç de engel olmuyor. Üstelik onlar
çocukluklarını beraber yaşamış, okula beraber gitmişlerdi. Daha birçok bağlar: Alman çocuğun Oblomov
ailesinde gördüğü sıcak samimiyet; Oblo-mov'un tabiatının gerçekten samimi oluşu, vefalı, sade, temiz her
kalbe aşina çıkışı.