Geleceğe ait düşünceleri, umutları vardı; talihine ve kendine güveniyordu. Bir mesleğe, esaslı bir memuriyete girmeye, mesela bakanlıklarda bir iş bulmaya hazırlanıyordu. Pe-tersburg'a da bu amaçla gelmişti. Niyetleri arasında salon hayatına girmek bile vardı; daha sonraları için de -olgunluk çağına girerken- mutlu bir aile hayatı tasarlıyordu. Fakat günler geçti, yıllar geçti; yüzündeki tüyler sertleşti; gözlerinin parlaklığı gitti; vücudu irileşti; saçları dökülmeye başladı. Yaş otuza varmış, hâlâ on yıl önce düşündüğü mesleğin eşiğinde duruyordu; hiçbir yönde tek adım atmamıştı.
Tarantiyev yirmi beş yıl önce bir daireye kâtip girmiş, saçları ağarıncaya kadar aynı memurlukta kalmıştı. Ne kendisi ne de başkaları onun daha yüksek bir mevki sahibi olabileceğini düşünmüştü.
Tarantiyev dünyaya kötümser ve küçümser bir gözle bakıyor, çevresindekilere açıkça kinbesliyordu. Her şeye ve herkese çatmaya hazırdı; sanki bir felakete uğramış, değeri bilinmemiş, talihine küsmüş güçlü bir kişiymiş gibi.