Yine bir cuma günü ve yine bir dua isteğiyle geldim. Ama bu sefer kendim için değil... Bildiğiniz üzere hafta sonu YKS var. Sınava girecek olan tüm kardeşlerimiz için dua edelim inşaAllah. Sınavları istedikleri gibi geçsin, hayırlısıyla sonuçlansın ve istedikleri sonucu elde edebilsinler inşaAllah. Amin.
Tegâbün Suresi'ni okurken kendime şu soruyu soruyorum: "Allah bu sureyle bana ne söylüyor?" Ve sanki ayetlerin arasından şu ses yükseliyor: "Ey kulum, aldanma." Tegâbün; kelime anlamıyla aldanışın ortaya çıkması, gerçek kazancın ve gerçek kaybın belli olmasıdır. İnsan dünyada kazandığını zannedebilir; malıyla, makamıyla, övgülerle,takipçileriyle, planlarıyla kendini başarılı görebilir. Fakat Benim katımda asıl soru şudur: Beni kazanabildin mi? Ey kulum, seni boşuna yaratmadım. Gökleri ve yeri hak ile yarattım. Seni de bir amaçla yarattım. Hayatın tesadüf değil; yaşadığın sevinçler de, kırgınlıkların da, kayıpların da Benim bilgim dâhilindedir.Ey kulum, başına gelen hiçbir şey Benim iznim olmadan gerçekleşmez. Musibet geldiğinde sadece "Neden?" diye sorma. Bazen dur ve "Allah bana bununla ne öğretmek istiyor?" diye düşün. Çünkü imtihan sadece acıyla değil; nimetle de olur. Ey kulum, ailen de, malın da, evlatların da bir imtihandır. Onları sev; fakat sevgilerin seni Benden uzaklaştırmasına izin verme. Hiçbir sevgiyi, Benimrızamın önüne geçirme. Ey kulum, gücünün yettiği kadar Benden sakın. Kusursuz olmanı istemiyorum. Samimi olmanı istiyorum. Düştüğünde kalk. Günah işlediğinde tövbe et. Ertelediğin iyiliğe bugün başla. Bildiğin hakikati yaşayabildiğin kadar yaşa. Ve belki de sureyi okurken insanı en çok titreten soru şudur: Ya ben de aldananlardansam?" Ya ömrümü dünyayı büyüterek geçiriyorsam? Ya ertelediğim her tövbe, geciktirdiğim her namaz, ihmal ettiğim her hakikat bir gün karşıma çıkarsa? Ya kazanç sandığım şeyler, aslında kayıpmışsa? İşte Tegâbün Suresi'nin kalbe saplanan tarafı budur: İnsan, kaybettiğini bilmedenyaşayabilir. Fakat bu sure sadece korkutmak için inmemiştir. Aynı zamanda uyandırmak, yönünü düzeltmek ve umut vermek için inmiştir. Çünkü
Reklam
> ★Selamün Aleyküm★ 🕋ﷲ﷽ ┈┉┅━━━❀━━━┅┉┈ *Ya Rahman (c.c)* Sen ki, bize sayısız nimetler bahşettin. İsimlerle donattın içimizi ve dışımızı, hem var, hem yâr ettin. Sen ki, bizi dünya evine buyur ettin, ağırladın, ikram ettin Hamd de şükür de yalnız Sana'dır. ┈┉┅━━━❀━━━┅┉┈ Sen ki, zenginliğin karşısında, kabul eyle acziyetimizi… O kadar zayıfız ki gücün karşısında, geri çevirme kulluğumuzu… Kelimeleri ihsan eyledin bize En güzel kelimeler Senin'dir, en güzel kelimelerimiz Senin içindir. Bizi bağışla, hatalarımızı kusurlarımızı, günahlarımızı affeyle.. ┈┉┅━━━❀━━━┅┉┈ Biliriz ki Senin merhametin, Cömert topraktan daha çoktur. Biliriz ki, Senin rahmetin Yağan yağmurdan daha fazladır. Yine biliriz ki, Senin şefkatin Annenin çocuğuna duyduğundan daha ötedir. Kapına kul olarak geldik, şereftir bu bizim için, karşındayız ┈┉┅━━━❀━━━┅┉┈ *Ya Rab (c.c)* Sana kul olmaya layık eyle bizi, Gark olalım sonsuz rahmetine, imdâd eyle. Bizi kendini bilenlerden eyle, kendinden habersiz eyleme… Bizi güzel ameller yapmaya muvaffak kıl, düşürme şer yollarına, ┈┉┅━━━❀━━━┅┉┈ Bizi Hakikate râm eyle. Eşref-i Mahlukat' sırrına ulaştır. Anlamayı ve anlaşılmayı nasip eyle.
Alıntı
...burda yazdıklarımın hepsi, her şeyden önce kendi nefsime bir hatırlatmadır. Kimseye ders vermek için değil; unutan, hata yapan ve yeniden toparlanmaya çalışan kendime söyleyişimdir. Çünkü insan, en çok bildiğini yaşamakta zorlanır. Her cümlede önce kendimi uyarıyor, kendimi sorguluyorum. Eğer bir faydası olacaksa, önce beni değiştirsin. Rabbim, bize hakikati bilmeyi değil, ona teslim olmayı; doğruyu görmeyi değil, onunla yaşamayı nasip etsin. Bizi dünyanın geçici aldanışına kapılanlardan değil, huzuruna gerçek kazananlar olarak varan kullarından eylesin, bildiklerimizi yaşamayı, düştüğümüzde yeniden doğrulmayı ve bizi aldananlardan değil, gerçek kazananlardan eylesin. Amin.Ey nefsim! Dünya sana ebedi bir yurt değil; geçici bir konaktır. Aldanma, oyalanma, erteleme! Bildiğin hakikati yarına bırakma.çünkü yarının sana ait olduğuna dair hiçbir söz verilmedi. Ölüm ansızın gelir, hesap ise mutlaktır. Gün gelecek; perdeler kalkacak, gizlenenler ortaya çıkacak ve herkes kazandığıyla da kaybettiğiyle de yüzleşecektir. O gün "Keşke..." diye dövünenlerden değil; tevbe etmiş, Rabbine yönelmiş ve O'nun sonsuz rahmetine sığınmış kullarından ol. Çünkü gerçek kazanç, Rabbini razı etmiş bir kalple O'na kavuşabilmektir.
RABBENA! Beni (Sana kalben iman edenleri de) bağışla, bana rahmet et . Beni affet, hidayet et, bana afiyet ver ve beni çokça helalinden rızıklandır . Cumanın bereketinden , ibadetle faydalanamadık ev işlerinden dolayı bu duayı yapılan ibadetler kadar makbul eyle Allah’ım. Amin.🌸 سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ.
ÎTİKADÎ MESELELERDE OBJEKTİF OLMAK, TUZAKTIR!..
Blain Brown'un Sinematografi isimli eserini bir dostumun tavsiyesiyle okumuştum. Teknik kısımlarını anladığımı söyleyemem. Ancak teorik kısımları hakikaten öğreticiydi. Mesela şu dediği hep aklımdadır. (Elbette mânâca naklediyorum:) "Eğer kuralları değiştirmek istiyorsan öncelikle o kuralların niçin konulduğunu öğrenmelisin." Neden böyle söylüyordu Brown? Çünkü kuralların konuluş hikmetini-faydasını bilmeden yapılacak değişiklikler "geliştirme" değil "bozma" olurdu. Sinema gibi yenilikçiliğe meyyal bir meslek kolunda olsanız bile, bir kuralı "ne işe yaradığını bilmeden" değiştirmeye kalkarsanız, faydadan çok zarar getirirdiniz. Geleneğin üzerinde yükseldiği tecrübeyi anlamaya çalışmak bu nedenle çok önemliydi. Eline her kamera geçiren sinemayı baştan yazamazdı. Yoksa rezil olurdu. Kon-Tiki de birçok eleştiri yapar bu açıdan modern bilimcilere. Thor Heyerdahl'ın Peru'dan Polinezya kıyılarına bir salla yolcuğulunu anlatan Kon-Tiki, filmindeki maceracılığın aksine, aslında bilimin tecrübeyle gelen bilgiye karşı körleşmesini irdeler. Kitap boyunca Heyerdahl'ın en çok kafayı taktığı konulardan birisi budur. Bilimciler kafalarının içindeki "olurluk-olmazlık" içinde öyle boğulmuşlardı ki sahada nelerin başarılıp-başarılamayacağını koltuklarından kalkmadan tâyin etmeye çalışırlar. Halbuki insanlığın binlerce yıllık tecrübesi de epeyce bir sınanmışlık içermektedir. Kulak verilmesi gerekir. Kendisi kulak verir. Başarır. Kitaptaki misallerden birisi, yanlış hatırlamıyorsam, kutup bölgesinde seyahat eden kâşifin başına gelenlerdir. Yerlilerin fermuar türünden şeyleri kemikten yapmalarını cahillikten sanan kâşifimiz çadırına döndüğünde kötü bir sürprizle karşılaşır: **Metalden yaptığı hiçbir şey açılmamaktır. Hepsi soğuktan kenetlenmiştir. Yolculuğunda büyük
Edebiyat Üslup
Reklam
Reklam