On yedinci yüzyılın başlarında yaşayan Alman mistiklerinden Jacob Boehme, "cehennemde yanan sadece benliktir" der. Hiç de mistik olmayan Albert Einstein da, bir insanın kendi benliğinden ne kadar sıyrılabilirse, o kadar değerli sayılabileceğini söyler: "The true value of a human being can be found in the degree to which he has attained liberation from the self."
Yaşamım boyunca birçok yanılgıya düştüm. Bana çok acı çektiren yanlış işler yaptım. Hiçbirinden pişman değilim; çünkü yapılması gereken yanlışlardı bunlar. O yanlışları ancak yaptıktan sonra onlardan kurtulabilirdim.
Tolstoy, 1910 da seksen iki yaşındayken, nerdeyse yarım yüzyıldır evli olduğu, ona bir düzine çocuk veren, evin her işiyle uğraşan, bütün yazdıklarını temize çeken karısı Sofia'dan resmen kaçtı. Kendisini zindanlara atan bir gardiyan olmakla suçladı onu. Bir yandan evrensel sevgiyi savunuyor, bir yandan da kadıncağızı köpekler gibi mutsuz ediyordu. Karısına bıraktığı veda mektubunda, kırk sekiz yıldır sadık ve dürüst bir eş olduğu için Sofia'ya teşekkür etti; ama son günlerini "yalnızlık ve sessizlik içinde" geçirmek istediğini bildirdi. Gece yarısı gizlice evden kaçarken, "özgür olmak ne güzelmiş!" dedi. Sofia üzüntüden, kendini küçük bir göle attı. Geri dönmesi için, ona yürek paralayıcı mektuplar yazdı, haberciler gönderdi.