mahmut yiğiter, bir alıntı ekledi.
50 dk. · Kitabı okuyor

Anadolu
Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar, 
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır, 
Anadoluyum ben, 
Tanıyor musun?

Hasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed Arif (Sayfa 77)Hasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed Arif (Sayfa 77)
Dolunay Hamurcu, Yılanı Öldürseler'i inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · 8/10 puan

"Halka kim zulmediyorsa etmişse, halkı kim eziyor ezmişse, onu kim sömürmüş sömürüyorsa, feodalite mi burjuvazi mi.. Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım. Ben etle kemik nasıl birbirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum."
Bu muhteşem cümleleri kurmuş büyük usta Yaşar Kemal. Dediği gibi her romanında halktan karakterlerle, Anadolu'nun bağrında geçen halka dokunan olayları yazmış. Öyle yalılarda büyüyen insanlar göremezsiniz ya da davetlerde gezen insanlara rastlamazsınız onun eserlerinde. Ya bir memur vardır başrolde ya köylüler ya da bu eserde olduğu gibi kan davası güden insanlar.
Yüzüme tokat yemiş bir hisle okuduğum bu kısa roman Hasan'ın babası Halil'in ölümüyle başlıyor. Hiç suçu olmamasına rağmen Hasan'ın annesi Esme sorumlu tutuluyor bu ölümden. Ve küçük Hasan'dan babasının kanını yerde bırakmamasını istiyorlar. Ama ne istemek her gün köyde başka bir söylenti, Esme için türlü iftiralar, Halil'in hortladığını söyleyenler. Ne için? Küçük Hasan'ın ellerine annesinin kanını bulaştırmak için... Eserde kan davası dışında kadının yeri, erkeğin önemi, büyüklerin ailedeki rolü, annelik olgusu gibi pek çok yan kavram işlenmiş.
Peki toplumsal baskı bir insana neleri yaptırabilir? Ne kadar ileri boyuta taşınabilir? Bir çocuk annesini öldürebilir mi? Bu kitapta hepsi acı bir şekilde anlatılıyor.

Türk edebiyatına kazandırdığı şiirlerle en önemli halk ozanları arasında sayılan Âşık Veysel, gençlere örnek olan sözleriyle kalplerde yaşamaya devam ediyor ve edecek kuşkusuz.

Şiirlerinde, saf ve temiz Anadolu insanının yaşamını, vatan ve Atatürk sevgisini, kırsal yaşamın izlerini görüyoruz.
Ben de bir köy çocuğu olduğum için yazdığı doğa şiirlerinde kendimi, Aşığın bulunduğu coğrafyanın atmosferinde buldum. Bu biraz da köy yaşamının verdiği bir tecrübeden kaynaklı olsa gerek. Nitekim, yayla kültürüyle yoğrulmuş olan ben, yakın çevremde bu kültürün son şahidiyim. Bu kültürü yaşamayan kimse, bazı hissiyatları yaşayamayacak fikrimce.
.
.
Şiirlerindeki Atatürk tasviri de takdire şayandır Ozanın. Atatürk sevgisini ve Cumhuriyet coşkusunu o kadar yalın ve güzel bir şekilde dile getirir ki ; Atatürk döneminde çıkan Şeyh Said isyanı ve Menemen olayına ağır taşlamalar yapar.

"Şeyh Said de yüzün tuttu isyana
Milleti hor baktırdı vatana
Fakir fukarayı boyadı kana
Öyle şeyhler çoktur külhanımızdan"
.
.
"Menemen meslesi geldi meydana
Orda birkaçları uydu şeytana
Mehdi diye kendi kendin urgana
Taktı kurtulamadı darlarımızdan"

Bazı şiirlerinde Aşık Veysel Kurtuluş Savaşı ruhunu yaşatmış, Cumhuriyet’in ilanından sonra yapılan inkılaplar ve yenilikler onun şiirine de yansımıştır.

"Kurtardık vatanı bu belalardan
Tiren hattı küşat ettik her yerden"
.
.
"Türkiye'yi adalette yaşattı
Dağları deldirdi demir döşetti
Millete bir altın kemer kuşattı
Haşa nankör olman devranımızdan"

Benzer şekilde Köy Enstitülerine de şiirinde yer veren Ozanımız, Köy Enstitülerinin açıldığı dönemde Anadolu’yu gezmeye başlamış, okuma ve okuma-yazmanın önemini vurgulamıştır.
Ayrıca kardeşlik, birbirini sevme, dayanışma, birleşme ve birlik gibi üstün insan sevgisi gibi temalar işlediği diğer konular arasındadır. Ozanımız, insanlara her zaman sevmeyi ve kardeşlik içinde yaşamayı öğütlemiştir.
Bundan dolayıdır ki bizler varolduğumuz sürece mirası yaşayacaktır.

Büyük Ozan'a Saygı ve Rahmetle...

Gün İlke Yıldırım, İzmir Büyücüleri'ni inceledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yaşamına Kapadokya'da başlayıp çocuk yaşta geldiği İzmir'de acı tatlı bir ömür sürdüren Katina'nın bitmek bilmeyen hikayesidir bu. Bitmek bilmez evet, çünkü Katina da annesi de tam bir Anadolu büyücüsüdür. Zengin bir koca bulmak için, durumlarını korumak için, daha da güçlenmek için türlü türlü büyüler yaparlar. Öncelikle 19.yüzyıl sonlarında İzmir'in Rum-Yahudi-Türk mahallelerinde gezdiriyor bizi Bayan Meimaridi, sonra 20.yüzyıl İzmir'inin zengin muhitlerine gidiyoruz. Yazarın ara sıra İzmir nefreti ayyuka çıksa da, bunu görmezden gelirsek, çok çok çok güzel bir kitaptı! Başlarda karakterlerin çokluğu beni epey zorladı ama iyi ki sıkılıp bırakmamışım diyorum şimdi. Vaktinizin olduğu bir dönemde okumanızı tavsiye ederim. =)

Ferman Mamedov, bir alıntı ekledi.
10 saat önce · Kitabı okuyor · Beğendi

Rusça bir kelime:
(Niçevo)...
Sonsuz steplerde içi geçip başı dönen Rus'un en korkunç, kemirici mefhumu. .. "Hiç" demek... Vücutsuzluğun, yokluğun mührü, ismi...
İşte bu (Niçevo) [Ничего] tabirinin ifade ettiği Rus, Anadolu'nun gurbet türkülerini andırıcı yanık bir sesle kaçak ufukları kovalar, ortodoks salibi yolunda guya Tanrı'yı doğrular ve Allah'a taktığı sıfatın küçüğü olarak çarlara "Küçük Baba" diye hitap ederken, kendisini yüzde yüz zıddıyle, yüzde yüz zıt mistiğe bağlayacak hamleye de "hayır!" diyemez bir mizaç taşıyordu.
Bir Fransız mütefekkiri, bu tipin komünizme karşı tavrını ve komünizm inkılabına bakışını şöyle izah eder:
"- Başka şartlar, başka angaryalar ve işkenceler getiren başka derebeyleri sayesinde eski derebeylerinden alınan intikam..."

Sosyalizm, Komünizm ve İnsanlık, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 64 - Büyük Doğu Yayınları)Sosyalizm, Komünizm ve İnsanlık, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 64 - Büyük Doğu Yayınları)
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
10 saat önce · Kitabı okudu · 9/10 puan

Sultan Murad tahtın önüne kadar gelip durmuştu. Yanında şeyhülislâm, sadreyn efendiler (Anadolu ve Rumeli kazaskerleri), tanınmış âlimler, sadrazam, vezirler, kâtipler, yeniçeri ağası, reisülküttab efendi, bölük ağaları, loncabaşılar ve diğer bazı muteber erkân vardı. Padişahla birlikte diğerleri de ayakta duruyorlardı. Padişah kalabalığa bakıyordu. Kaşları çatıktı, ama gözlerinin içi gülüyodu. Sonunda başarmıştı işte, dilediğini yapmıştı.

Kendini yapmış sayıyordu, sipahiler de gelirse mesele bütünüyle halloldu demekti. Gelmeseler bile çok şey değişmezdi. Yeniçerilerle ahali yanında olduktan sonra sipahinin ne hükmü kalırdı?

IV. Murad, Yavuz BahadıroğluIV. Murad, Yavuz Bahadıroğlu
Şükrü KESKİN, bir alıntı ekledi.
12 saat önce

Evet, bu uçsuz bucaksız yolda ne kadar ilerlerseniz dönüp dolaşıp hep aynı yere varacaksınız.

Anadolu Notları 1 ve 2, Reşat Nuri GüntekinAnadolu Notları 1 ve 2, Reşat Nuri Güntekin
Sefer Fındık, Esir Şehrin Mahpusu'yu inceledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 9/10 puan

Esir Şehir Üçlemesinin 2.kitabını Esir Şehrin Mahpusu...

1. kitaptan ana karakterimiz Kâmil Bey'in hapisteki zamanlarını konu alıyor adından da belli olacağı üzere. Kâmil Bey hapse girer cezası 7 yıldır. Bir yanlış anlaşılmayla siyasi suçluların olduğu bölüm yerine azılı suçluların yanına gönderilir Kâmil Bey. Başlarda bu onun için önemli bir deneyim olur. Hüküm giymiş suçlularla tanışır ve hikayelerini öğrenir. Kullanılan argo dilini, farklı şiveleri ilk defa duyuyordur. Vatanına bu kadar uzak kaldığı için daha da kahrolur. Mahpushanede işleyen sömürü düzenini de görür. Koğuş ağalarının mahpushane yönetimine çalışıp içeride üstünlük kurdukları acımasız bir yönetime tanık olur.

Kâmil Bey'in mahpusta aklından çıkmayan iki şey vardır. Ailesi ve kurtuluş mücadelesi. Eşi ve kızını için sürekli endişe içindedir. Onları dışarıda yalnız, tanımadıkları bir hayata bıraktığı için suçluluk duygusu içindedir. Öte yandan kurtuluş mücadelesinin ne şekil devam ettiğini öğrenmeye çalışır. Ama bir türlü doğru bilgiye ulaşamaz. Çünkü herkes farklı haberler getirmektedirler Anadolu'dan.

Edebi bir romandan farklı olarak içerdiği tarihi bilgilerle önemli bir eser Esir Şehir Üçlemesi. Kurtuluş savaşı zamanı İstanbul'un, Anadolu'nun durumunu, farklı kesimden insanların Padişaha, Mustafa Kemal'e, işgalci güçlere bakışını bizlere sunuyor.

Bazı bölümleri sıkıcı geldi diyebilirim ama genel itibariyle zevkle, merakla okuduğum bir kitap oldu. En kısa zamanda 3.kitap olan Yol Ayrımı'na başlamayı düşünüyorum. Vatanımızın ne koşullarda kurtarıldığını halkın içinden anlatan önemli bir seri okuyalım arkadaşlar.

Cem, Türkçenin Sözvarlığı'ı inceledi.
16 saat önce · Kitabı okudu · 14 günde · Puan vermedi

Prof. Dr. Doğan Aksan'ın bu kitabı değerli bir dil çalışması.

Sözvarlığı: bir dilin sözcükleri, deyimleri, kalıp sözleri, kalıplaşmış sözleri, atasözleri, terimleri ve çeşitli anlatım kalıplarının bütünü.

Aksan kitapta öncelikle sözvarlığının ne olduğu sorusuna cevap verdikten sonra kökenbilgisi incelemeleri, sözcük tarihi araştırmalarından örnekler veriyor. Ardından sözvarlığı ögelerini tek tek açıklıyor. Bir sonraki adım Türkçenin sözvarlığı: türkçe sözvarlığının temel nitelikleri nelerdir diye soruyor ve dilimizin en önemli özelliklerinden olan türetme gücüne örnekler veriyor, dilimizin tarihinden çeşitli örneklerle yabancı kültürel etkiler sonucu unutulan sözcüklerden söz ediyor, yine türkçenin en önemli güçlü yönlerinden olan ikilemeler konusuna, çokanlamlılık, eşanlamlılık konularına, kavramlaştırmaya değiniyor. Türkiye türkçesi öncesi köktürkçe, uygur, karahanlı ve eski anadolu türkçesinin sözvarlığı ve günümüze dek uzanan ve yaşayabilen sözcüklere örnekler vererek yabancı dillerle dilimiz arasındaki etkileşmelerdensöz ederek kitabın son bölümünde türkiye türkçesinin sözvarlığına odaklanıyor .

Köktürk yazıtlarından başlamak üzere türkçenin temel sözvarlığı söz konusu olduğunda şu nitelikleri olduğunu söylüyor Aksan:

-Türkçenin en güçlü yanlarından biri türetme ve birleştirme yeteneği ve bu yetenek sayesinde somut ve soyut kavramlar kolayca oluşturulabildiği gibi ayrıntılara inebilen bir kavramlaştırma gücü de elde edilmiştir.

-Farklı toplumlarla kurulan ilişkiler sırasında yabancı etkiye kapılarını açan türkçe çoğu zaman yabancı sözcükleri kendi öz sözcüklerine yeğlemiştir. Bu tercihin sonucu olarak bir çok yerli öge kaybolmuş ve yabancı sözcükler dile yerleşmiştir.
Kavramlaştırma sırasında Türkçe en çok somut nesnelere, doğaya dayanmakta ve bu yüzden kavramları daha canlı dile getirmektedir (burada özellikle renk tonları ve çeşitlerini anlatırken doğadan nasıl yararlanıldığı konusunda bol örnek veriliyor ).

-Türkçede ikilemeler çok yaygındır ve anlatımı güçlü hale getirmektedir.

- Köktürkçe döneminde dahi türkçe sözcüklerin çokanlamlı olduğu göze çarpmaktadır.

- Türkçede eşanlamlılık çok yaygındır.

- Türkiye türkçesinin yazı dilinde unutulan, yitirilen bir çok öge bugün türkçenin değişik lehçelerinde ve günümüz Anadolu ağızlarında yaşamaktadır.

Prof. Dr. Doğan Aksan'ın dilimizle ilgili bir çok çalışmasında birbirinin aynı ya da benzer konulardan söz ettiğini görüyoruz: Türkçenin Gücü; Türkiye Türkçesinin Dünü, Bugünü, Yarını; Türkçenin Sözvarlığı adlı eserleri birbirine çok yakın ve bazen aynı şeyleri anlatıyor. Aksan'ın en önemli özelliklerinden birisi bol örnekle desteklenmiş sade, yalın anlatımı. Konuya ilgisi olanların okuması gereken kitaplardan birisi bu. Öneririm.