Göktuğ Karahasanoğlu

Göktuğ Karahasanoğlu
@anakinskywalkergibi
%10 (44/407 syf.)
Şevket Süreyya Aydemir
8.5/10 · 5,1bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir İmparatorluk Masalı
Bizim kenar mahalle, bütün Türk köyleri ve şehirleri gibi, gene durmadan boşalıyordu. Nihayet bir gün Balkan Harbi patlayıp da imparatorluk orduları, o zamana kadar öylesine hakir görülen Balkan orduları önünde bütün Osmanlı Avrupası'nı bırakınca artık her şey belli oldu. Bu yıkılış, artık sadece bir devletin mağlubiyeti değildi. Mesnetsiz bir hayalin sona erişiydi. Bir ruhun, bir zihniyetin tamamen çöküşüydü. Bir masal, bir imparatorluk masalı sona eriyordu. Meğer bizim saltanat zannettiğimiz şey, sadece bir gaflet uykusuymuş. Bir devlet ve bir zihniyet olarak imparatorluk, daha Cihan Harbi'nden önce ve Balkan yenilgisiyle zaten sona ermiş oluyordu...
Sayfa 43·Kitabı okuyor
1000Kitap
Bir İmparatorluk Masalı
Fakat bu hürriyet sarhoşluğu uzun sürmedi. bu güzel hayal alemine ilk ihanet eden, evvela padişahın kendisi oldu. Bir gün İstanbul'da bütün bu yeniliklere karşı padişahın kışkırttığını söyledikleri bir asker ayaklanması çıktığı bir haberi Edirne'de bomba gibi patladı (31 Mart 1909).
Sayfa 42·Kitabı okuyor
1000Kitap
Bir İmparatorluk Masalı
23 Temmuz 1908’de hürriyetin yahut Meşrutiyet’in ilanı memlekette galiba daha ziyade biz çocukların anlayabileceği bir şeydi. Bu ihtilali anlayışta halkın kavrayışı da, galiba biz çocukların kavrayışlarından ileri geçmiyordu Zaten ihtilalin getirdiği şey, dört kelimeden ibaretti. Hürriyet, adalet, müsavat, uhuvvet… Bir de “Kanun-ı Esasi” kelimesi vardı ama, halk ve hele çocuklar arasında, bunu pek anlayan ve tutan yoktu. Esasen bütün diğer kelimeleri ne anlayan, ne de anlatan olduğu için, onlara herkes dilediği gibi mana veriyordu. Türkler, Bulgarlar, Rumlar, bu manaları diledikleri gibi kendi taraflarına çekiyorlardı. Fakat bu olan şeylerin manası biz Türklere sorulsa, mesela benim mahalle halkına anlattığım gibi şu demekti ki: Osmanlı devletine Düveli- muazzama artık karışmayacaktı. Dağlardan, kırlardan çetecilik kalkacaktı. Girit, Kafkas, Bosna- Hersek geri alınacaktı! Bulgar prensi ile Karadağ kralı bize vergi vereceklerdi. Hudutlar tekrar Tuna’ya varacaktı! Bunları anlatırken anam ve mahalle kadınları hayran hayran yüzüme bakarlardı.
Sayfa 39·Kitabı okuyor
1000Kitap
Bir İmparatorluk Masalı
Gerçi ilerde anlayacaktık ki bu hakikatler, o zaman da Osmanlı topraklarında yaşayan herkes için müşterek değildi. Çünkü Rumeli’de, Suriye’de, Arabistan’da, hatta Doğu Anadolu’da adeta daimi bir iç savaş hayatı yaşanıyordu. Devletin ordusu ile devletin tebaası hiç durmadan birbiriyle çarpışıyorlardı. her taraf isyan içindeydi. İsyan olmayan yerlerde ise kaçak veya eşkıya çeteleri dağları tutmuş, yolları kesmişlerdi. Fakat biz evvela bu isyanları, isyan eden milletlerin, ırkların, devletimizin idare tarzından bıkması şeklinde anlamıyorduk. Bu bize böyle anlatılmıyordu. Bunlar yabancı devletlere para ile satılmış “bazı eşhasın” çıkardıkları haksız hadiseler sayılırdı. Asıl kuvvetler başka denilirdi. Hakikatte dünyada iki kuvvet çarpışmaktaydı. Bir tarafta Osmanlı Devleti bir tarafta da Düveli- muazzama!
Sayfa 37·Kitabı okuyor
1000Kitap