23 Temmuz 1908’de hürriyetin yahut Meşrutiyet’in ilanı memlekette galiba daha ziyade biz çocukların anlayabileceği bir şeydi. Bu ihtilali anlayışta halkın kavrayışı da, galiba biz çocukların kavrayışlarından ileri geçmiyordu
Zaten ihtilalin getirdiği şey, dört kelimeden ibaretti. Hürriyet, adalet, müsavat, uhuvvet…
Bir de “Kanun-ı Esasi” kelimesi vardı ama, halk ve hele çocuklar arasında, bunu pek anlayan ve tutan yoktu.
Esasen bütün diğer kelimeleri ne anlayan, ne de anlatan olduğu için, onlara herkes dilediği gibi mana veriyordu. Türkler, Bulgarlar, Rumlar, bu manaları diledikleri gibi kendi taraflarına çekiyorlardı.
Fakat bu olan şeylerin manası biz Türklere sorulsa, mesela benim mahalle halkına anlattığım gibi şu demekti ki: Osmanlı devletine Düveli- muazzama artık karışmayacaktı. Dağlardan, kırlardan çetecilik kalkacaktı. Girit, Kafkas, Bosna- Hersek geri alınacaktı! Bulgar prensi ile Karadağ kralı bize vergi vereceklerdi. Hudutlar tekrar Tuna’ya varacaktı! Bunları anlatırken anam ve mahalle kadınları hayran hayran yüzüme bakarlardı.