Keşke daha fazla hırsım olsa diye düşünüp içimde mevcut olan tüm çelişkiler hakkında sızlanarak günlük hayatımın anlamsızlığına kafa yoruyorum. Tek yaptığım kendimi şımartmak, kendimi teselli etmeye çalışmak. Kendime çok fazla itibar gösteriyorum.
Karşımdaki koltukta aynı yaşlarda dört-beş ofis çalışanı boş bakışlarla oturuyordu. Gözleri pusluydu, ruhları yoktu sanki. Ama içlerinden birine ufacık da olsa gülümsersem sadece bu bile adamlardan birinin beni kendine eş olarak seçmesi ve benim zorla evlendirilmem anlamına gelebilir. Bir kadının kaderine kadar vermek için bir gülümseme yetip de artıyor.
İnsanların hakkında hep iyi düşündüğü bir kız olmak istiyorum. İnsanlarla bir araya geldiğimde ne kadar da itaatkâr oluyorum. Söylemek istemediklerimi, duygularımdan tamamen tamamen farklı şeyleri uydurup çene çalıyorum. Böyle yapmak benim için iyi. Aslında hoşuma gitmiyor. Umarım ahlak kurallarının hızla değişeceği bir zaman gelir. O zaman böyle bir itaatkârlık, yine her günü kendimiz için değil, başkalarının düşünceleri uğruna yaşama durumu da son bulur herhalde.
Biz gitmemiz gereken en iyi yeri, gitmek istiyorum diye düşündüğümüz güzel yeri, kendimizi geliştireceğimiz yeri de az çok biliyoruz. İyi bir hayat yaşamak istiyoruz, doğru umut ve arzularımız da var. Güvenebileceğimiz sağlam bir inanca sahip olmak için sabırsızlanıyoruz. Ama bir kızın yüm bunları yaşamında gerçekleştirebilmek için ne kadar çaba harcaması gerekir acaba?