"Bence babanı yakalamanın vakti geldi," dedim sakince.
Des uzun bir süre bana baktı. Yüzüne yavaştan meşum bir gülimseme yayıldı. "Kraliçe son sözü söyledi."
Yeniden dövmeyi inceledim. Boncuklar, pullar ve tüyler, yani benim için bir zamanlar yük olan şeyler.
Üzerimde daima senden bir parça taşımak istedim.
Boğazım düğümlendi. Bu daire bile fazlayken, bir de benim bu özelliklerimi dövme yaptırması…
Des bakışlarımı takip ederek, "Kendime engel olamadım," diye itiraf etti. "Bunca zaman sonra bile içinde büyüdüğüm mağaraları özlüyorum."
Şimdi yeniden bakınca buranın, sevdiğim okyanusla Des'in özlemini duyduğu mağaraların bir yansıması olduğunu görebiliyordum.
"Mükemmel."
"Bekle Callie, bir şey daha var."
Ona döndüğümde Des elini göğe uzattı. Çok çok yukarıda yıldızlar parlıyordu ama oraya bakarken yıldız ışığı damlalar halinde yukarıdan dökülerek Des'in avucunda toplandı. Eski peri dilinde bir şeyler fısıldadı. Buna karşılık yıldız ışıkları elinde zıplayıp hareket etmeye başladı ve ışıldayan, narin bir taç formunu aldı.
Des onu iki eliyle tutup başımın üzerine yerleştirdi. "İşte oldu."
Geri çekildi, yıldız ışığı gözlerine yansıyordu. Bana yıllar önce ateş böceklerinden taç yaptığı zamanki gibi bakıyordu.
"Bütün dünyalar ve çağlarda, senin gibi birisi asla olmayacak, Callie."