…
Hançerimi bana verdi. "İyi işti, Melek," dedi, bana bakarken gözleri parlıyordu.
Ağzım kupkuru olmuştu, gözlerim askere kaydı. Öldürmek konusunda iyi olmak iltifat edilecek bir sey değildi.
…
Hatta büyüsünün bir tınısı bile vardı. Hafif bir melodi, ulaşabileceğimin de ötesinde alçak bir nota. Bu bana, Peel Akademisindeyken aksam olduğunda Des'in geleceğini
bildiğim zamanlarda hissettiğim o nefes kesici heyecan yeniden yaşatıyordu.
"Balım, dün olanlar..." Başımı sağa sola sallayıp elimle ağızını kapattım.
"Hayır, bana açıklama yapmayacaksın. Sen hiçbir zaman kendini bana açıklama yapmak zorunda hissetmeyeceksin. Dün orada ne olduysa umurumda bile değil. Benden önce ne olduğunu umursamıyorum ve benden sonra olan her neyse de yanlış bir sey yapmayacağını bilecek kadar tanıyıp güveniyorum sana."
Kenan bir anda bana bakıp, "Harika görünüyorsun," diye fısıldadığında bakışlarımı ona çevirdim.
"Berbat haldeyim."
"Hayir, değilsin. Seni yemek yaparken izlemeye bayılıyorum." Yanaklarım ısındı ama yine de ona bakmaya devam ettim.
Ne kadar öyle kaldık bilmiyordum. İkimiz de sustuk. Ben ağladım, Kenan bana sımsıkı sarıldı. Dudaklarimdan onu teselli edecek hiçbir şey dökülmedi o anlarda. Ama sardım onu sımsıkı, kalbimin onun kalbi kadar acıdığını hissetsin istedim.