Eğer ona yaklaşıp, yüzünü ellerinin arasına alsa ve, "Söyle bana," diye fısıldasaydı, acaba ona ne söylerdi?
3 TEMMUZ 1819
Az daha onunla tekrar konuşacaktım. Sanırım o da biliyordu.
Ne söyleyeceğimi sanırım biliyordu.
"Öteki ipucunuz minyatür bir güneşin altında."
"Portakallık," dedi Miranda. Turner'ın kendisine katılıp katılmayacağı umurunda değil gibiydi. "Hep portakalların güneşin küçük parçacıkları olduğunu düşünmüşümdür."
——
BIR SONRAKI IPUCUNU BULMANIZA
ROMALILAR YARDIMCI OLACAK.
"Bir kemerin altında olmalı," dedi Miranda doğal bir ses tonuyla. "Mimaride kemeri ilk olarak Romalilar kullanmıştır. Bahçede onlardan bir kaç tane var."
…
En kötüsü de buydu, çünkü tüm hayatı boyunca, kendinden daha güzel daha zengin ve daha çok şefkat gören en iyi arkadaşının yanındayken bile, Miranda asla olduğundan başka bir kimse olmak istememişti.
Turner beklenmedik şekilde düşünmeye zorlandığını hissetti, bu evliliğin ne kadar yanlış olacağını aptallar bile anlardı. Winston'i çok seviyordu ve ona, yirmi yaşında bir erkek çocuğa verebileceği en yüksek değeri veriyordu ama o kesinlikle Miranda için yanlış bir adamdı. Kendisinin de Miranda'yi ancak bu birkaç haftadır tanıyabildiği doğruydu ama o bile Miranda’nin yaşına göre çok daha olgun olduğunu görebiliyordu. Onun, kendisinden daha olgun, daha yaşlı ve ince noktalarını daha iyi takdir edebilecek birisine ihtiyacı vardı. Huysuzluğunun kendini gösterdiği o ender zamanlarda onu sıkıca kavrayıp koruyabilecek bir elin sahibine ihtiyacı vardı.