Vazgeçen başarısızlığı seçer. Yarışa katılmayanların kazandığı görülmemiştir. Kazananlar, yarışanlardır. Severek yapılan işler insanı yormaz. Ben sabahlara kadar yazı yazarım. ( çünkü bir misyonu vizyonu var) Başarma tutkusu insanı çalışma canavarına dönüştürür. Başarılı insanlarda mesai kavramı yoktur. Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar, çalışmaktan zevk almazlar. Mazeretin olsa da o kuyuya in. Mazeretler düşmanın savaş onlarla.
Koca denilen birinin, haklı haksız keyfine esir olmaktan başka bir şey olmayan, mesut denilenleri ise onun her türlü hevesine şartsız katlanıp boyun eğmekten ibaret olan bu evlilik ona iğrenç geliyordu. Artık Süreyya (erkek) ona bir düşman görünüyor, şimdiye kadar da böyle miydi diye hayret ediyordu. O zamana kadar hiç böyle bir fırsatla bunu anlamamıştı, çünkü hep itaat etmişti, hep arzularını daha ortaya çıkmadan anlayıp yerine getirmeye çalışmıştı. Dernek kocasının kendisine dost ve cana yakın gelmesi bundandı? Esasen işte bu gece göründüğü gibi bencil ve soğuktu. Demek o kadar zaman onu tanımayarak, hem boş yere emin ve mesut olarak yaşamış, görünüşteki şeylere saadet adı verip memnun ve mesut olduğunu zannetrnişti. İşte onda hiç beklemediği huylar, kötülükler vardı ve bunlar fırsat düşmediği için görünmemişti. O zaman başını ellerinin içine alıp, "Ben onu bilmiyormuşum, bütün bütün başka bir adammış! " diye sızladı. Korkuyordu, onunla geçen hayatı, kendindeki güveni için, korkuyordu, "Nasıl yaşamışım, ya rabbim!" diye titriyordu.
Baskıcı ailelerde, çocuğun duygu ve düşüncelerine fazla önem verilmez. Halbuki çocuklar duygularını ifade etmede ne kadar rahat olurlarsa gelecek ilişkilerinde de o kadar samimi ve dengeli olacaklardır.normal görülmeyen bazı davranışlar yetişkinler tarafından şiddet alay ve öfkeyle karşılanırsa o zaman çocuk daha anormal davranışlara sapar. Bu gibi durumlarda yalan söylemek, çocukların ve gençlerin elindeki tek savunma mekanizmasıdır. Bu bakımdan eğitimciler, çocuğa suçlu olduğu zamanlarda yalandan başka kurtuluş yollarını açık tutmalıdır.
rüyadan uyanmış gibiydi, fakat o kadar mest olmuştu ki artık bu hayatını hiç sevmiyordu ve saadetinin bir rüya gibi tekrar canlanamayacak olmasına yanarak matemle, "Bari mesut olduk ya, hiç olmazsa cidden sevdik ve bir hayatta istenilecek kadar sevildik ya..." diyordu. Fakat bu kanaatinde bir noksanıyla güçsüzdü, aşkı kavuracak kadar şiddetli bir ateş olsaydı ve hayatını onun için feda etseydi daha mesut olacağını, işte ancak o zaman mesut olacağını zannediyordu. O kadar mest ve mahmurdu ki şimdi Süreyya'yı feda etmek acılığını bile hissetmiyordu, hayatını artık o kadar renksiz görüyordu ki uzun bir rahat hayata karşılık yakıp kavuran bir aşk saniyesini tercih etmek saadetine hasret çekiyordu.