Şimdi, yaşlılığımda, çocukluğumu çok düşünür oldum. Bunun normal olduğu söylenir. Sona doğru insan başlangıcı daha net hatırlar. Yüzler görüyor, sesler duyuyorum. Seni okulun bahçesinde babamla tanıştırdığım anı görüyorum. Benim dostum olduğun için o da seni dostu saymıştı. Birini öyle hemen dostu saymaz. Fakat söylediği şey, ölene dek geçerli kaldı. O anı hatırlıyor musun? Büyük girişteki kestane ağaçlarının altındaydık, babam sana elini uzatmıştı 'Sen oğlumun dostusun' demişti. Bu dostluğa hürmet edin, diye ciddi bir tavırla eklemişti. Sanırım onun için hiçbir şey bu kelime kadar önemli değildi...
...Başka şeyler de konuşabilirdik. Güneşi batmakta olan iki eski dost çok şey hatırlar. Fakat madem buradasın, sadece gerçeği konuşalım. Babamın seni dostu saymasıyla başladım. Bunun onun için ne anlama geldiğini çok iyi biliyorsun; çok iyi biliyordun ki elini uzattığı kişi bu hayatta kaderin sillesini her yediğinde, her sıkıntı ve dertte ona güvenebilirdi. Nadiren birine elini uzatırdı, orası doğru. Fakat uzattığında bunu kayıtsız şartsız yapardı. Okulun avlusunda kestane ağaçlarının altında sana elini bu şekilde uzattı. O zaman on iki yaşındaydık. Çocukluğun son anıydı. Babamı bazen geceleri bütün netliğiyle görüyorum, hayatta önemli olan her şey gibi. Onun için 'dostluk' kelimesi şerefle aynı anlama geliyordu. Bunu çok iyi biliyordun, onu tanıyordun. Ve şunu söylememe izin ver, benim için belki daha da büyük bir anlam taşıyordu.