Öncelikle bir öz eleştiriyle başlamak istiyorum.Çevremden,kitle iletişim araçlarından sıkça duyduğum ancak kendisi hakkında bilgi sahibi olmadığım biriydi.Bu sebeple bu kadar geç tanımaktan dolayı kendime kızgınım.Vefatıyla beraber bir araştırma isteğim doğrultusunda takip ettiğim başka bir psikoloğun(Beyhan Budak) Doğan Cüceloğlu ile bir videosuna denk geldim.Annemle videoyu izledikten sonra hadi sipariş et okuyalım o kitabı dediğinde neredeyse hiç tanımadığım birini bu kadar samimi ve derinlemesine tanıyacağım hiç aklıma gelmemişti.
Söyleşideki içtenliği ve şeffaflığı beni çok etkiledi.Üstelik sadece bu da değil,hayatını anlatırken ya da ondan dinlerken diyelim kendisiyle alakalı yaptığı öz değerlendirmelerine ve farkına varışlarına hep beraber şahit oluyoruz.Şahit oluyoruz diyorum çünkü gerçekten o kadar içten ve samimi şekilde anlatıyor.Sanki söyleşiyi izleyen bir seyirci gibiyiz.En son ne zaman şu ders çalışma işini bitirsem de kitabımı okumaya başlasam diye düşündüğümü hatırlamıyorum mesela.Tabii bu konuda psikolojiye olan ilgimin son yıllarda daha da artmasının etkisi de var.
Kendisini faal olarak üretken gördüğü yaş sınırından iki sene önce kaybetmişiz bu güzel insanı.Umarım yazamadığı planları dahilinde olan bir kitabı kalmamıştır geriye.Allah rahmet eylesin.İlk kitabından bana çok katkıları oldu ve şimdiden diğer kitaplarıyla buluşmanın heyecanı sarmaya başladı.
Her yolcu evine dönmeli, her hikaye başladığı yerde bitmeli...
Kemal Varol ile tanışma kitabım. Bu tanışmadan çok memnun kaldım. İlk sayfadan son sayfaya kadar alıp götüren, inanılmaz sürükleyici ve anlam yüklü muhteşem bir eser...
Ağıtçılık geleneğinin belki de son kalesi, 50 yıldır düğün dernek yüzü görmeden ölümün peşinde koşan Ağıtçı Kadın'ın hikayesi...
Her ölüden bir hatırayı işlediği rüzgarı teninde hissettiren elbisesi kitabın bana göre en vurucu tasvirlerinden biri. Okurken o elbisenin inceliğini, yükünü bedenimde hissettim.
Her yaktığı ağıtta yıllar önce yitirdiği sevgilisi Heves Ali'yi arayan, onu ağıdına katan Ağıtçı Kadın rüyasında Heves Ali'nin "Ben öldüm, gel ağıdımı yak!" diye kendini çağırdığını görür ve yollara düşer. Konya, Bursa, İstanbul, Erzurum, Arkanya ve Arguvan...
Yolculuk sırasında farklı hayatlara dokunuyoruz. Her şehirde bir cenaze, her şehirde başka bir hikaye... Hikayelerde ise Türkiye'nin kanayan yaralarını en derinden hissediyoruz. Kürtler, Ermeniler, Aleviler ve daha nicesi...
Kemal Varol'un düzyazı ile şiirsel anlatımını buluşturması kitaba harika bir hava katmış. Bazı bölümleri okurken tadı damağımda kaldı. Özellike Yol ve Kursak bölümleri tüylerimi ürpertti. Okumaya doyamadım.
Ağıtçı Kadın'ın yolculuklarını, kafamı bir otobüs camına dayamış yolculuk yaptığımı hissederek okudum. Heves Ali'ye ben de içimi döktüm. Kitabın her sayfasını adeta yaşadım.
Evvel zamandan beri ülkemiz ağıt yakılacak çok şey yaşadı. Daha iyisi gelene kadar Türkiye'nin ağıtçısı da Kemal Varol.