5/10
·364 syf.··
2026 11. kitabı
Kitap hakkında okuduğum yorumlardan sonra beklentim çok yüksekti ve galiba bu yüzden beklentim karşılanmadı. Kitap kötü değildi ama sanırım yazarın yazım tarzı benlik değildi. Yazarın Türkçeye çevrilen nerdeyse her kitabını okudum ve büyük detayları unutsam da kitaplar hakkındaki ortak fikrim çoğunlukla konuyu sevip yazımını sevmememdi. Ya istediğimden hızlı gelişiyor olaylar ya da kitap istediğimden daha kısa oluyor. Hiç ortası yok. Bu kitapta da yazarın vermek istediği mesajı sevdim ama işleniş hoşuma gitmedi. Vanessa'nın ailesinden ilk bölümlerde hiç hoşlanmadım ve kitabın sonuna kadar da Vanessa'nın onlara karşı yardımcı tavırlarını fazla buldum ama sonda öğrendiklerim yüzünden eleştirmem gereken kişinin bir bakıma Vanessa olduğunu düşündüm. Yaşadıkları yüzünden bütün aile sarsılmış ve kendilerince başa çıkma yolları keşfetmişler ama bunu birbirlerinden uzakta ve kendi içlerinde yaptıkları için ortak noktada buluşamamışlar. Bu hem olağan hem de biraz abartı geldi bana. Onun dışında Vanessa ve Adrian'ın tanışması ve sonrasında yaşadıkları o kadar hızlı gelişti ki inandırıcılığı fazlasıyla düştü gözümde. Vanessa binaya taşınalı çok olmamış, Adrian'ı daha önce görmüş ama tek kelime etmemiş, hele Adrian onu hiç görmemiş bile. Ama ilk konuştukları andan sonra anında ayrılmaz ikili olmaları, birbirlerinin evlerinden çıkmamaları ve 40 yıllık arkadaşmış gibi takılmaları çok absürttü ya. O yüzden karakterlerin ilişkisi geçemedi bana. Grace'in işlenişi bile çok havadaydı. 1 haftalık bebeği anne sütü olmadan nasıl beslediğine dair tek cümle yoktu. Vanessa kardeşinin bebeğine annelik yaparken hiç düşünmedi bile, normalde birkaç haftalık bebeğe kendi annesi bile tek başına bakamaz. Hatta yeni anne baba olmuş bir çift, üçüncü bir kişiye (ki bu kişi genellikle anneanne ya da
Hayat Çok KısaAbby Jimenez · Epsilon Yayınevi · 202629 okunma
~ Tarlakuşu Daima Eve Döner ~
7/10
·189 syf.·
2025 129. kitabı
“Çirkinliğiyle, can sıkıcılığıyla, saldırgan iyilikseverliğiyle Tarlakuşu, biziz. Bu kadar katı, bu kadar öngörülebilir, bu kadar kişiliksiz olan bizim hayatlarımız. Tarlakuşu ebedidir. Ondan kurtuluş yoktur. Bizim küçük kuşumuz, daima eve döner.” • Peter Esterhazy • ~~~~~~~~~~~~~~~ Macar Edebiyatı'ndan okuduğum ilk eser. Küçük bir ailenin yaşamından bir kesit anlatılıyor. Bir anne baba ve 35 yaşında kızları Pacsirta, nam-ı diğer Tarlakuşu, kendi dünyalarında yaşayan, birbirlerine karşı kırılgan bir hassasiyetle yaklaşan bir aile. Anne babasıyla yaşayan, onlara yemekler pişiren, örgü ören, evi çekip çeviren Tarlakuşu, ilerlemiş yaşına rağmen evlenenememiş; bu duruma üzülen ailesinin durumu, özellikle babasının hisleri ve davranışları ile ön plana çıkıyor. Kızının çirkinliği karşısında derin üzüntü duyan babası, kızının yüzüne bakamayacak kadar çekiniyor. Bu tepkiler okuru da rahatsız edecek boyuttayken, babanın da içsel bir mücadelesi olarak görülüyor. Yaşadıkları çevrede bile insanların bakışları, babasını kızının yanında ilerlerken utanç duymasına neden olacak derece etkiliyor. (çok üzücü!) Akrabalarının her yaz ısrarla malikanelerine davet etmelerine rağmen bir türlü gidemiyorlar; son davetlerinde kızları Tarlakuşu'nu göndereceklerini söylüyorlar. Kızlarının hazırlanmasına yardım ediyor; 1 hafta sonunda görüşmek üzere ayrılıyorlar. Bu ayrılış anından itibaren yazar, hikayeyi anne ve babanın iç dünyalarına temas ederek anlatmaya başlıyor. Yıllardır evde her şeyin düzenini sağlayan kızlarından daha önce hiç ayrılmamışlar. Bu ayrılışın hüznü bu yüzden ağır oluyor. Ayrılış anında sakinliği ve telkin eden yaklaşımıyla Tarlakuşu, trene bindiği esnada ailesinden sakladığı üzüntüyü kendi başına yaşıyor, hıçkırarak ağlamaya başlıyor. Daha önce kendilerine ait bir yaşamları
Edebiyat
TarlakuşuDezso Kősztolányi · Nebula Kitap · 2019405 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
6/10
·176 syf.··
2024 17. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2024 00:00
İlksöz: Kimim ben bu toplumun içinde. Bir erkeğin en mutlu olduğu anların başında eşinin hamile olduğunu öğrenmesi gelir. Bu genel düşünce her toplumda aynıdır değişmez. Ama bazı toplumlarda hamilelik haberinin sevinci kısa sürer, çocuğun cinsiyeti endişelendirir baba adayını. Hele hele kadının toplumda neredeyse yok sayıldığı bir yerde kız çocuğu utançtır baba için, erkek çocuğu ise bir o kadar övünç kaynağı. Hacı Ahmed, eşinin her hamileliğinde endişeleri giderek artan bir Faslı babadır. Bu haberler ona göre ne yazık ki kötü sonuçlanmış, eşi her doğumunda yeni bir kız çocuğu vermiştir Hacı Ahmed'e. Adaklar, muskalar, ilaçlar ve daha yapılacak nicesi yapılsa da yedi kız çocuğuna sahip olmuştur sonunda. Evden çıkamayan yedi kız çocuğu gibi kendisinin de toplum içine çıkacak yüzü kalmamıştır. Başını yerden kaldıracak erkek çocuk haberi hiçbir doğumda gelmemiştir kendisine. Eşi yeniden hamile kalıp doğum yaklaşınca Hacı Ahmed'in yine bir kız çocuğunu kabullenecek gücü kalmamıştır artık. Bu çocuk erkek olacaktır o kadar. Bütün tedbirlerini alır, eşini susturur, ebeyi ayarlar ve gelen sekizinci kız çocuğunu erkek olarak duyurur cümle aleme. Anne dışında kimse yaklaşmaz aileye yeni katılan Ahmed'in yanına. Böylece sır bir şekilde herkesten, hatta kardeşlerinden bile saklanır, Ahmed kendini bilmeden bir erkek gibi büyür. Çocukluk evresinde "erkek" olmanın tüm avantajlarını kullanır, eve hapsolmuş kız çocuklarından öte özgür bir erkek! çocuk hayatı yaşar Ahmed, kendinin de kim olduğunu bilmeden. Ancak ergenlik başlayınca bazı şeylerin farkına varacaktır. Tahar Ben Jelloun, özelde Fas toplumunda, genelde tüm Arap toplumunda var olan kız çocuklarının doğum anından başlayarak yok sayilma sürecini işler. Toplumun sıkıntılı bakış açılarını, özellikle kız babaları üzerinde
Kum ÇocukTahar Ben Jelloun · Can Yayınları · 2002296 okunma
Puan vermedi·240 syf.·
2021 5. kitabı
Bir babanın oğluyla yol aldığı hayatın yansımasını, içtenliği sevgiyi bırlıkte ögrendıkleri her şeyi, okuduk. Kırmızı Bisiklet benı çok etkiledi, babasız büyüyen biri olarak hüzünle ilgiyle okudum.. "Kırmızı Bisiklet’te Can Dündar “baba olma” serüvenini, kendi yaşadıkları üzerinden okurlarla paylaşıyor. Kendi babasıyla ilişkisini, “bab-ba” kelime­si­ni ilk duyduğunda yaşadığı coşkuyu, başlardaki uykusuz gecelerde his­settiklerini ve onu takip eden, “Hangi masalı okumalı, hangi oyuncağı al­ma­lı?” gibi endişeleri, bütün içtenliğiyle dile getiriyor. Ve kırmızı bisikletin iki tekerlek üzerinde seyretmesiyle uyanan, “Hangi okula göndermeli, tarihi nasıl anlatmalı, doğumu nasıl öğretmeli, beladan nasıl esirgemeli?” gibi kaygılarla, giderek bir yol arkadaşına dönüşen oğ­luyla ilişkisini anlatıyor. Can Dündar, Kırmızı Bisiklet’in 20. baskısını hazırlar­ken kitabı elden ge­çi­rerek yeniledi. Kendi yaşadıklarının yanı sıra baş­ka­larının deneyim­lerine; günümüz çocuklarının, gençlerinin ve anne babalarının sorunlarına da yer veren yazar, kitabın yeni halini, yakın zamanda kay­bettiği babasına vedasını anlattığı yazılarla sonlandırdı. Okura Kırmızı Bisiklet Önce ürkerek bastı pedallara... Kırmızı bisikletin dengesi bozuldu. Fark ettirmeden seleden tutup düzelttim. Acemi sürücüyü iltifatlar ve ıslıklarla yüreklendirdim. Şimdi bazen arkasından tuttuğumu bilmeden bisikleti kendisinin sürdüğünü sanıyor, bazen ise tuttuğumu sanıp gerçekten kendisi sürüyordu. Zamanla bisikleti kimin yönettiğini ayırt edemez oldu. Oysa ben farkındaydım: Diyor Can Dündar
Deneme, İnceleme
Kırmızı BisikletCan Dündar · Can Yayınları · 20122,114 okunma
Puan vermedi·304 syf.··
2023 19. kitabı
romanın ve filmin kahramanı dorian grey çok yakışıklı genç bir adamdır. ressam basil, dorian'ın hayranıdır, onun güzelliğinden çok etkilenir ve sanatında yeni bir akım oluşturduğuna inanır. dorian, basil'in arkadaşı lord henry wotton ile tanışır ve onun dünya görüşünden adeta büyülenir. lord henry, hayatta en önemli değerlerin zevk ve güzellik olduğunu düşünür ve hazcılık üzerine kurulu bu düşüncelerini dorian'a anlatır. dorian bunun üstüne güzelliğini bir gün yitireceğini fark eder ve ağlayarak onun yerine basil'in çizdiği resminin yaşlanmasını ne kadar çok istediğini dile getirir. dorian'ın bu dileği gerçekleşir. tıpkı faust efsanesi'nde olduğu gibi, tıpkı faust'un daha çok bilmek adına ruhunu şeytana satması gibi, dorian da haz ve ölümsüz güzellik için şeytana ruhunu satar. portresi işlediği her günahın izini taşımak üzere işaretlenir ve bu günahların her biri portresinde kusur veya yaşlanma belirtisi olarak yer alır. dorian, çarpık ilişkilerle dolu bir hayat yaşar ama bir türlü yaşlanmaz. ona aşık olan sybil ile beraber olur ancak lord henry'nin ona sunduğu farklı dünyalar daha baskın gelir ve sybil'e verdiği sözleri yerine getirmeyince sybil intihar eder. bu eserde eşcinsel öğelere de yer verilmiştir. eserin yazıldığı yıla bakıldığında yalın bir dille eşcinsel öğelerin kullanılması bir devrim niteliğindedir. dorian grey karakteri sapkınlıkla ağır ruhsal bozukluk arasında bir yerde yer almaktadır. dorian'ın çocukluk hayatı ile ilgili çok az şey bilmemize rağmen çok katı ve yargılayan bir dede ile büyüdüğünü çocukluk anılarının tek-rar canlanmasından anlıyoruz. anılarında yer alan dedesi çok katı, mükemmeliyetçi, benliğini ezen ve yok eden bir üstbenlik profili çizmektedir. katı ve cezalandırıcı dedesi ile yaşadığı örseleyici deneyimler dorian'ın benliğinin
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · İlgi Kültür Sanat Yayınları · 201799,4bin okunma
10/10
·84 syf.··
2023 19. kitabı
Yazarın okuduğum ilk eseri. Eserde oldukça basit ve yormayan bir üslüpla babasını anlatmış Fournier. Hatta doktor olan babası 2009 yılında vefat ettikten sonra aynı yıl içinde kaleme almış. Fournier'in benzetmesiyle "Dr. Jekyll ile Bay Hyde" karakterlerine bürünen babası hastalarına, arkadaş çevresine, iş çevresine karşı o kadar müthiş, eğlenceli, düşünceli ve yardımsever bir adam ki Fournier'in tüm çocukluğu bu müthiş adamın ev halkına, ailesine, çocuklarına karşı olan acımasız ve dengesiz tutumlarını yapboz misali çözmeye çabalaması ile geçiyor. Fournier babasının bu ikiyüzlü içsel ve dışsal çatışmasını mizahi bir şekilde ele almış, ayrıca zeki bir şekilde ki hayranlık uyandırdı. Yani yazarın komedyenliğinden de payını almış eser. Kitabı okurken sürekli o "acının tatlı tebessümü" denen kalıp ele geçirdi beni. Tatlıdan ziyade buruk bir tebessüm demek daha doğru olur sanıyorum.(Çoğu ifadeyi üzgün surat ve gülen surat ifadeleri ile işaretlemek arasında gelgit yaşadım.) Bu kitaptan hemen önce okuduğum "Delilikten Kurtar Beni" kitabında da aynı şekilde baba-oğul arasındaki zehirli bir ilişkiyle karşılaşmıştım, bu kitapta ise oğulu da aşarak tüm aileyi zehirleyen bir baba figürü çıktı karşıma. Basit anlatımına rağmen yaşanılanları anlamak ve hissetmek çok yorucuydu. "Sanırım baban öldü" gibi bir habere "Yine mi.." tepkisi veren küçük yaşta bir çocuğu anlamlandırmak bir tık zor geliyorsa sürekli intihar teşebbüsünde bulunan, bu teşebbüsleri ise aile toplantılarında veya bayramlar gibi özel günlere denk getiren bir baba düşünün. Zaman geçtikçe bu korkunç ihtimale alışarak endişeleri hafifleyen çocuklar, alışıldığı için beklediği tepkiyi alamadıkça 'ölmekten' vazgeçerek kendine pansuman yapan ve sıradaki teşebbüsü kollayan bir baba, bunlarla baş etmeye mahkum olan ve asla
Asla Kimseyi Öldürmedi Benim BabamJean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 20255,2bin okunma