Bir kale yıkıntısındaydım. Sarsılıp sallanan taş yığınlarına tutunarak yarı göçük bir burcun tepesine tırmanmaya çabalıyordum. Ben doruğa erişmek için didindikçe o da benden kaçmaya çabalıyordu sanki.
Tıpkı fırtınada batan bir tekneden canını kurtarıp günlerce
azgın dalgalar, kavurucu güneş, açlık ve susuzlukla boğuştuktan sonra canını kurtarabilen kazazedelerin serüveni gibi bir şeydi bu. Tek farkı, günlerce sürüp, güvenli bir kumsalda sona ermeyişi.
Kendimi olduğumdan çok daha büyük ve önemli görmek gibi bir hayale mi kaptırıyorum? Böyle bir Don Kişot'luğa kalkışmış olma korkusu elimi kolumu bağlamakta. Çünkü, her gün benzerlerinin yüz binlercesi doğan ve ölen adsız ortalama insan yığını içinde bir damla olduğum gerçeginin farkındayım.
Dualarımı - bütün bu yıllar boyunca O'nun dualarımı duymadığını düşünmüştüm, ama meğerse O beni hep dinliyormuş, sadece O'nun iradesinin gerçekleşmesi için, O'nun zamanlamasını beklemek gerekiyormuş.