Biz o kadar uzak olduğunu zannederken, geçmişin bu kadar yakında olması ne tuhaf. Bir cümleden fırlayıp sizi çağırıvermesi tuhaf. Her bir nesne ve sözcüğün, içinde bir hayalet barındırabilmesi tuhaf.
"Git," dedi Rose. "Tadı damağımızda kalsın. Geç kalacaksın."
Öpüştük ve gözlerimi kapadığımda içime lavanta kokusuyla birlikte onun kokusunu da çekerken öyle bir dehşet, öyle bir aşk hissettim ki aslında bunların dehşetin ve aşkın aynı şeyler olduğunu fark ettim.
Rose'u her anlamda istiyordum. İstemek yoksunluktur. Başka bir şey değildir. Annemin boğulmasıyla birlikte bana daha da sonsuzmuş gibi ge-len uçsuz bucaksız bir boşluk, bir uçurum oluşmuştu ama Rose'a bakarken kendimi yeniden var olmuş gibi, tutunabileceğim bir şey varmış gibi hissediyordum. Dengede hissediyordum.